Etiketler

, , ,

Bu kitabın yeri gönlümde bir gariptir. Daha önceden de yazdığımı hatırlıyorum, ortaokul ve lise hayatı boyunca tek bir kitap özeti ödevi yapmak durumunda kaldım. O da bu kitaptı.

Orta biri bitirmiş bir üst sınıfa geçme hakkı elde etmiştim. Yaz ödevi olarak Türkçe öğretmenimiz Yer Altında Dünya Var kitabını okumamızı ve özetlememizi istedi. Sene 1975. O zamanlar sadece sokak vardı. Sokak ve yine sokak. Geri kalan zamanlar evde iki üç kişiyle evcilik oynamak, dans etmek ve tek başına kitap okumakla geçerdi. Hafta sonları deniz kenarına gidilirdi. Eğer bizimkilerle birlikte turne için İzmir’de değilsem.

Gayet net hatırlıyorum. Balkonumuz öğleden sonraları gölge olurdu. Ben de bir yandan buzdolabının soğuğundan yaz gününün sıcağına çıkınca üzerleri ince zar şeklinde buğulanmış buz gibi çekirdeksiz üzümleri yer , bir yandan da balkondaki tahta sedir üzerinde yatar, kitap okurdum. O yaz bir çok kitap okudum. Ama Yer Altında Dünya Var’ı okumadım. Okulların açılmasına bir hafta kala zorla elime aldım. İkinci sayfadan öteye gidemedim. Hafta sonunda anneciğim bir günde okudu ve özetini çıkardı. Ben de temize çektim ve pazartesi günü Türkçe öğretmenine teslim ettim. 10 aldım.

Geçen haftalarda facebook’tan şöyle bir mesaj geldi:

Konu: çok eski bir kitap

merhaba, öncelikle rahatsız ettiğim için özür dilerim. facebook sayfam olmadığı için bu mesajı abimin sayfasından yazıyorum. sahaftan aldığım bir kitabın ön yüzünde ‘sibel aslancan’ adı ve imzası ve 1975 tarihi var..sadece merak ettim, acaba bu siz misiniz..belki bu kitabı görmek istersiniz diye düşündüm.. eğer bu sizseniz ……………………………………………. adresine ileti yazın lütfen. rahatsız ettiğim için tekrar tekrar özür dilerim.

Belirtilen adrese hemen mesaj attım. Kitabın bu kitap olduğunu da işte bu şekilde öğrendim. Belki ileriki günlerde bir araya gelir bir kahve içeriz. Aslında elinde kitabımı tutan kişiye de anlattığım gibi öykü ilginç. Sevmediklerim bile olsa pek kitaplarımdan ayrılan biri değilimdir. Daha önceki zamanlarda kütüphanemin başına neler geldiğini paylaşmıştım. İşte bu da o Antalya’da kaybolanlardan. Bulan ve üzerinde ismimi görüp internette araştırma yapan kişi gerçekte İstanbul’da oturuyor. O zaman ne iş? Bir arkadaşı Antalya’daki bir sahaftan 70-80 adet kitap alıp İstanbul’a yollamış. Ve aralarında benimki varmış. Parantez içinden belirteyim, kitaplarımın sahafa düştüğünü öğrenmek ayrı bir sevinç kaynağı oldu.

Sahaflardan kitap almayı ben de çok severim.  İçinde isim ve soyadının yazılı olduğu durumlara çok rastladım. Ama ne yalan söyleyeyim bir zamanki sahibini aramak asla aklımdan geçmedi. Ancak bu şekilde aranıp bulunmak çok keyifli bir duygu. Dolayısıyla yeniden gündeme gelen bu kitabı içimden okumak arzusu geçti. Gerçi ödev 1975 yılında verilmişti ama hiç yapmamaktansa geç yapmak çok daha iyidir diyerekten yeni baskısını aldım. Yeni baskının bir de sürprizi vardı: Yer Altında Dünya Var haricinde ek olarak Refik Halit Karay’ın Gurbet Hikayeleri de yer alıyordu.

Bunca sene sonra okurken çok keyif aldım. Karay çabuk okunan, sürükleyici ve akıcı bir anlatıma sahip. Kullandığı benzetmeleri hem değişik hem de eğlenceli buldum. Anlattıkları görsel olarak zihnimde o kadar güzel canlandı ki hiç sıkılmadım. Tabii ki bir takım dil hataları var. Eski kelimeler, vs…

Kadın erkek ilişkilerine değinen Karay, erkeği batılı zihniyetine hayran ama tipik medeni doğulu ve maço, kadınıysa kim olursa olsun gördüğü her yakışıklı erkeği elde etmeye çalışan,  cinsel ilişkiye her daim hazır, hatta can atan aşifte olarak çizmiş. Hatta öykünün daha ilk sayfalarından olaya damardan girmiş Karay. Bir otomobil, erkek baş kahramanın çiftliğinin önünde yolda kalır, içindekiler çiftliğe sığınır. Tek kadın yolcu bir türlü inmez. Çiftlik sahibi siz hele bir durun ben şimdi gider getiririm onu der. Otomobilin içinde kadına bağırır çağırır sert erkek triplerine girer. Ve fakat birbirlerine sarılır, birleşirler. Karay bu sahneyi bir carpe diem olarak anlatır. Ten çekmiştir. Ve sonra olaylar gelişir….

Kadın ve erkek karakterlerini o zamanın anlayışına göre belki de devrim yaratacak şekilde çizen Karay görünürde bugünkü anlayışın çok çok gerisindedir. Kitaptaki kadınların duygu ve düşünceleri, davranışları baş erkek kahramanın algısından anlatılır. Ancak kitabın sonuna doğru Karay, yazarın yarattığı kahramanının karakteriyle damgalanması tuzağından ustaca bir oyunla kurtulur ve ismini aklar.

Bu yaşımda okurken oldukça keyif aldığım bu eser itiraf etmeliyim ki bütün zamanını Enid Blyton’un Gizli Yediler ve Afacan Beşler’ini okuyarak mahallede bir çete kurup aynı dereceden bir macera peşinde koşmaya can atan orta bir düzeyindeki, üstüne üstlük ilkokulda sınıf atlamış ve dolayısıyla sınıf arkadaşlarından bir yaş küçük bir kız çocuğu için kesinlikle değil.

Türk yazarları, özellikle de eskiler hakkında çok büyük bilgi sahibi hiç olmadım. Bu eksikliği öncelikle Karay’ın diğer kitaplarını da okuyarak kapamaya karar verdim. Romanlarından çok, kitabın güncel baskısına eklenmiş kısa öyküleri inanılmaz derecede beğendim. Öyküler 3-4 sayfayı geçmeyen tek etki, tek anı veren oldukça kısa öyküler. Az ve öz ama vurucu. Çehov tarzı denilenlerden. Başlangıcı ya da sonu olamayan sadece o anı  anlatan ya da yaşamdan bir kesit sunan öyküler. Okuyucuya “ve hayat daha önce de olduğu gibi akıp gider”  cümlesini dedirten ve öykünün bittiği anda okuyanı tepkisiz bırakan öyküler.

Karay’ın bazı paragraflarını çok sevdim. İşte burada paylaşıyorum:

Rüyaların renklisi nadirdir.

Hatta keyif verici zehirler de, mesela esrar, morfin, eroin insanı renksiz bir aleme götürür; mavilikten mahrum göklerde uçar, gri sularda yürür, beje çalan bahçelerde gezer, kurşuni çiçekler toplarsınız. Ben şimdi ne tamamıyla renkli, ne de renksiz, fotografçıların “sepia” dedikleri açık kahverengi bir boşluktayım.

Yer Altında Dünya Var – Refik Halit Karay

Artık yürüyemiyordum.

Açlığın, yorgunluğun, dermansızlığın, tükenişin son haddi şudur: Ruhun cisimden ayrılması!…

Yemek, içmek, dinlenmek, ısınmak veya serinlemek isteyen cisim sizden uzakta kalıyor; yorgun bir köpek gibi soluya soluya arkanızda sürükleniyor. Giden, ilerleyen, yaşamakta inat eden ruhtur. Bir aralık öyle sandım ki, önümde giden biri vardır, görünmeyen biri… O, ruhumdur; arkasında iki kat, düz üstü sürüklenen karaltı da benim. Fakat ben, daha ziyade önündekindeydim. Geride kımıldanmaya çabalayan şeyle alakam hemen hemen kesilmişti.

Yaşamak iradesini, ruh kuvvetini, işte o gün, cismimin önünde koşan bir yarı hayalet gibi iyice görmüş, peşine düşmüştüm.

Kaçak, Gurbet Hikayeleri – Refik Halit Karay

Can sıkıntısı bu kadar mı güzel anlatılır:

Can sıkıntısının bir sesi vardır; bunu ancak, böyle bir zamanda, o gurbet odasında duyarsınız: Eski mobilyaların tahtalarını dişleyen gizli kurtların biteviye çıkardığı kemirici, işleyici ses… Birden eskiyiveren gönlünüzde bu kurdu ve bu sesi işitirsiniz ve oyduğu delikten incecik tozların içinize biriktiğini duyarsınız.

Zincir, Gurbet Hikayeleri – Refik Halit Karay

Bu öykü bir köpeğin neden zincirine bağlı daha mutlu olduğunu anlatır ki… Karay’ın en sevdiğim öykülerinden biri oldu.

About these ads