>90’larda Fransa’dayım. 2 sene içinde tüm fransızcayı bitirmişim, okuyacak başka bölümler arıyorum. Fransız Edebiyatında karar kılıyorum. İzin vermiyorlar, olmaz diyorlar. Bu diplomalarınla sen okusan okusan ya Ekonomi ya da İş idaresi okursun diyorlar. Zaten bir İşletme diplomam var, bir ikincisini ne yapayım. Üst lisans yapıp ta, yıldızlı İşletmeci olmaya zaten hiç gönlüm yok. Kös kös Ekonomiye kaydoluyorum. İlk iki sınıfı atlayarak 3. seneden başlıyorum. İlk ders, en önemli ders. Büyüme ekonomisi. Anfi bir kalabalık, bir kalabalık. Sanki bedava ekmek dağıtıyorlarmış ta duyan gelmiş gibi. Bizim fakülteden bu gibi durumlara hiç alışık değilim. Kendime zar zor en önden bir yer ediniyorum. Kırtasiye malzemelerimi önüme diziyorum. Hep birlikte hocayı bekliyoruz. Hoca geliyor, kürsüye çıkıyor, karşılıklı bakışıyoruz. Anfide derin sessizlik, hoca başlıyor konuşmaya. 2 saat boyunca, arada patlayan kahkalarımız dışında, çıt çıkarmadan heyecanla dinliyoruz. Diğerleri bilmiyorlar, ben biliyorum ama kimseye anlatamıyorum. “Bu adam Şener Şen’in ikizi, tipinden espri anlayışına, konuşmasına, her şeyine kadar tıpatıp aynısı” Siz hiç Şener Şen’den 3. sınıf Ekonomi dersi dinlediniz mi? Ben dinledim. Unutulmaz oluyor. Yıllarca beynimi yiyip duran, akıl sır erdiremediğim örümcek ağı teorisi bir anda açıklığa kavuşuyor. İşte bu hoca sayesinde felsefeye de merak sarıyorum. Ekonomi felsefesi adı altında seçmeli bir dersi daha var. Hemen yazılıyorum. Akinalı Thomas, Platon, Sokrates’ten Adam Smith’e, Keynes’e gelmiş geçmiş tüm ünlü filozof ve ekonomistlerin kirli çarşaflarını öğreniyorum.
Felsefenin zevkli olduğunu, çok işe yaradığını anladım ya, hamile kalınca da çocuk eğitimi ve gelişimi hakkında ne kadar felsefi yaklaşım varsa okumaya çalışıyorum.
Çocukların yaşamında nedendir bilinmez tekli yaşlar zor yaşlardır diye okumuşum . O zamanlar bu konu sadece gözlem niteleğinde, teorileştirilmesine çalışılıyor. Teorileşmiş midir bugün bilmem. Geçen süre zarfında benim ilgim başka alanlara kaydı.
Kızımın okulunun son günleri, tüm veliler festivale davetliyiz. Festivalde yiyoruz, içiyoruz çocukların gösterilerini seyrediyoruz. Nereden bakarsan bak, 9 senedir her festival birlikteyiz. Birbirimizin içini dışını biliyoruz. Bir araya gelince de tüm velilerin yaptığı gibi dertleniyoruz. Oy birliği ile bu senenin çok zor geçtiğine karar veriyoruz.
Dün akşam doğum günü kutlamasına davetli, kızım. Garden Party. Erken gelmişim almaya, kapının önünde arabanın içinde çıkmasını bekliyorum. Tüm arkadaşları sırayla 13 yaşı terkedip 14’ten gün almaya başlıyorlar. Bizimkine daha var. Aniden tüm parçalar birleşiyor. 13 yaş. Zor geçen hatta bizim için geçmeye devam eden bir sene. Hatırlamaya çalışıyorum. 1, 3, 5, 7, 9, 11,… ben takip etmeyeli bu gözlem teorileşmiş gibi duruyor. 13. yaşın ikinci bir güzel yanı daha var. Ergenlik çağı ile kesişmesi. Bir an çığlıklar yükseliyor etraftan Türkiye Almanya karşısında yarı finalde ilk golü atmış. Bu coşku ile hemen toparlanıyorum. 14’e az kaldı. Düşündükçe keyifleniyorum. Önümüzdeki sene benim senem olacak. Daha şimdiden projeler gözümün önünden geçmeye başlıyor. Hangi birini uzanıp alsam. Belki de hepsine el atarım. Bir dakika, bir dakika kızımın babasının kaçıncı senesi acaba.

Reklamlar