>Günlerdir evi topluyorum, düzenliyorum, indiriyorum, tasnifliyorum, siliyorum, yerleştiriyorum da, bitmez allah bitmiyor. Geçenlerde, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisinden, Sabahattin Eyüboğlu’nun muhteşem çevirisi ve yorumu ile günümüz şiir anlayışına uyarlanarak yayınlanmış Ömer Hayyam’dan dörtlükler geçti elime. Bugüne kadar Ömer Hayyam’ı ya hiç okumamışım ya da tamamen hafızamdan silinmiş. Büyük ihtimal, anlamadığımdan olsa gerektir. Bir zamanlar Tarlabaşı, Ömer Hayyam sokakta oturmuşluğum var ya, aniden bir sempati, bir tanıdıklık hissi doldu içime, aldım kitabı elime, sayfalarını çeviriyorum. Parantez içinde belirteyim, Reşat Ekrem Koçu sokakta oturduğum sıralarda da Orhan Pamuk okumalarımın da etkisiyle onun eserlerine de merak sarmıştım. Kitabı elime almakla birlikte, tüm dörtlüklerin hepsini birden okuyup bitirmeden edemedim. O da yetmedi bir de paylaşayım dedim. Tabii, benim ev toplama işimin neden bu kadar uzun sürdüğünü, daha niceleri arasında bunun da adeta bir Sibel klasiğine dönüştüğünü açıklamama gerek yok sanırım. Kıssadan hisse, Ömer Hayyam’ın dörtlüklerinden oluşan bu eser her evde bir kopyasının bulunması gerekli, olmazsa olmazlardan biri. Şiir sevseniz de sevmeseniz de…

Aşk bir beladır, ama Tanrıdan gelme;
Halk neden karşı kor Tanrı emrine?
Bize her şeyi yaptıran kendi madem,
Kulu sorguya çekmenin alemi ne?

Sensiz camide, namazda işim ne?
Seninle buluşma yerim meyhane.
Benim sevmem de böyle, yüce Tanrı:
İstersen kaldır at cehennemine.

Her sabah yeni bir gün doğarken,
Bir gün de eksilir ömürden;
Her şafak bir hırsız gibidir
Elinde bir fenerle gelen.

Yaşamanın sırlarını bileydin
Ölümün sırlarını da çözerdin;
Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok:
Yarın, akılsız, neyi bileceksin?

Reklamlar