>

Kızım ilkokul birinci sınıfta. Türk, yabancı, bir çok uyruktan çocukların okuduğu bir okul burası. Hafta sonları doğum günü kutlamaları çok revaçta. Sınıfta 25 kişiler. Neredeyse her hafta sonu birinin doğum günü var. Cumartesileri ne program yapsak gibi bir sorunumuz yok. Program baştan belli. Sabahtan kalkılacak, doğum günü çocuğuna hediye seçilecek, öyle her hediye olmaz, herkesin zevklerine göre seçilecek, öğlen vakti hediye için artık nerelere sürüklendiysek oralara yakın bir yerde yemek yenecek, bizimki doğum günü çocuğunun evine bırakılacak. Kesinlikle içeri girmek yok, yağmur, kar, çamur, sıcak, soğuk demeden, her türlü hava koşullarında dışarıda volta atılarak partinin bitmesi beklenecek. Akşam saat yedide doğum günü evine gidilecek, kapı çalınacak, hemen teşekkür edip, çocuğu alıp çıkmak kesinlikle yok, yarım saat, kırk beş dakika kadar çocukların oyun keyfini bitirmeleri beklenecek, o arada ev sahibinin ikramı üzerine artık pasta parçalarının tadına bakılacak ve bir-iki kadeh bir şeyler içilerek çocuklarını almaya gelmiş diğerleri ve ev sahibi anne baba ile sohbet edilecek. Çıkışta Cumartesi trafiğine yakalanılacak ve eve gece yarısı per-perişan dönülecek.

İşte gene o cumartesilerden bir tanesi. Bizimki sınıfındaki oğlanlardan, diyelim Antony, bir davetiye almış. İlk defa bir oğlanın doğum gününe davetli. Hediye seçimine gelince beni karalar bağlıyor, kız olsa kolayda, oğlan anası olmayan ben kararsız kalıyorum. Bizimki ben biliyorum, barbi alıcam ona, diyor. Haydaaa…Nerden çıktı şimdi, oğlan çocuk oynar mı barbi ile barbicilik, hadi oynasa, oynamak istese bile, anasının babasının gözü önünde oğlana barbi hediye gider mi? Kesinlikle karşı koyuyorum ve monopoly tarzı daha cinsiyetsiz bir sosyete oyununda zorla karar kıldırıyorum.

Bir ay sonra bizimkinin doğum günü, bu sefer tüm ekip bizim eve doluşuyor. Partiyi düzenleme ayrıcalığı ile evde kalmama izin çıkıyor. Hatta oyun oynatma, şaklabanlık yapma gibi animatörlük görevlerim de var. Sonra pasta, meyve suyu servisi yapılacak, şekerler dağıtılacak, fotograflar çekilecek, vesaire, vesaire… Toplu oyunlara geçmeden önce tüm davetlilerin gelmesini bekliyoruz. İlk oyun define avı. En sevdikleri. Gömülü sandıklarda daima hepsine yetecek miktarda define var. Sabırsızlıkla bekliyorlar. Bir ara gözüm odada barbi oynayan kızlara takılıyor. Aralarında Antony’de var. Hep birlikte oynuyorlar. Antony barbileri soyup giydirmeyi çok seviyor. Habire giydiriyor barbileri, sonra da soyuyor. Bir an bizimkinin söylediklerine inanmadığım için içim bir garip oluyor.

Akşama anne-babalar çocuklarını almaya gelmişler, çocuklarınsa her zamanki gibi eve dönmeye hiç niyetleri yok. İkram sırası bu sefer bende. Artık pasta ve bir-iki kadeh birşeyler, yanında bol sohbet. Laf lafı açıyor, Antony’nin kızlar ile iyi vakit geçirdiğinden, bebekler ile oynamayı sevmesinden bahsediyor anne ve babası. Evde de bebeklerinin bulunduğunu belirtiyorlar. Gayet doğal buluyorlar bunu. Aniden hamileyken okuduğum kitaplardan birinden bir bölüm geliyor aklıma. Kitabı yazan çocuk psikiyatrı, kalıplaşmış erkek oyuncaklarının yanısıra bebekler ile de oynayan erkek çocuklarının ileride daha anlayışlı ve daha sevgi dolu kocalar, çocuğu ile ilgilenmeyi daha iyi bilen babalar ortaya çıkarabileceğini yazmış. Kızım olduğu için benim aklımda kalmamış. Ya da toplumumuzun kalıplaşmış kuralları ben farkına bile varmadan üstesinden gelmiş.

Reklamlar