>Bir zamanlar, orta okul sıralarındayken anket defterlerimiz vardı. Hepimizinki aşağı yukarı birbirinin aynıydı. Beyaz sayfalı bir harita metod defteri seçilir, deri kaplı olanlar revaçtaydı ve her birimizin yaratıcılığına, zevkine bağlı olarak el yapımı kaplanırdı. Beğenilen artist resimlerinden yapılan kolajlar çok modaydı. Bazı, bazı kendi çizimlerimiz, grafitilerimiz, sevdiğimiz sözler de yer alırdı.

Kapağı açtıktan sonra, ilk sayfaya ismimizi yazar, bir sonraki dört, beş sayfayı ise cevaplanmasını istediğimiz, önem verdiğimiz konulardan, 100 seçilmiş soru ile doldururduk. Bazı sorular defter sahibi kim olursa olsun, hiç değişmezdi. Adınız, soyadınız, yaşınız, adresiniz, telefon numaranız, okulunuz, gibi. Daha sonra en sevdikleriniz bölümüne geçilirdi. Yemek, şiir, arkadaş, şarkı, fıkra, öğretmen, ders, tv programı, akla, hayale gelebilecek ne varsa dizilirdi. Bir sonraki bölümde ise bunları, ki aslında en önemlileriydi, daha felsefi ve kişisel sorular takip ederdi. Aşk hakkında neler düşünüyorsunuz? Hiç aşık oldunuz mu? İlk sevgilinizin adı nedir? Sevgi nedir? Ölüm nedir? Yalan söyler misiniz? Issız bir adaya düşseniz yanınıza alacağınız üç şey ne olurdu? Anneniz mi yoksa sevgiliniz mi? gibi. Bazen, saçınızın bir telini ya da resminizi bu kutunun içine yapıştırın gibilerinden isteklere de rastlanırdı. Ama en son soru, yine bir değişmez olan anket sahibi hakkında düşündükleriniz nedir? olurdu.

Bu defteri en çok kızlar hazırlar ama erkekler de önce nazlanır sonra da ayıla, bayıla cevaplardı. Genel amaç arkadaşlarını tanımak, onlardan birer hatıra saklamak gibi görünse de gerçek ve gizli emel, sevgilinin ya da potansiyel sevgilinin anket sahibi hakkında düşündüklerini öğrenebilmek ve onun hayal dünyasını, içselliğini tanımaktı.

Bu soruları öncelikle anket sahibi cevaplandırır, daha sonra defterini en sevdiği kız arkadaşlarına geçirirdi. Bir kaç kız arkadaşa, bazen de bir kaç yaşdaş erkek akrabaya ya da yakın komşu oğluna cevaplattıktan sonra defter, asıl hedefi olan aşık olunan kişiye, reddedilme korkusu ve utancına rağmen, utana, sıkıla verilir ve heyecanla defterin geri gelmesi beklenirdi.

Aşık olduğunuz çocuk defterinizi cevaplamayı reddederse kızlar arasında alaya alınmanız da cabasıydı. O zamanlar herkes herkesin aşkını bilir, hatta bazı kötü kızlar cevapsız kalan aşkınızı bildikleri halde, haberleri yokmuş gibi saf bir edayla ve ısrarla sormaya devam ederlerdi. Niye çocuğa yazdırmıyorsun? Versene hadi daha ne bekliyorsun? Gel bak beraber gidelim istersen, ben sorayım. Kızım, sen harekete geçene kadar bak yan sınıftan Aysel yazdırmış bile. Bu durumda reddedilen kişi karakterine göre ya iyice ezilir büzülür bin bir türlü bahane kıvırmaya uğraşır, kan, ter içinde kalır ya da gayet pişkin sen kendi işine bak, geçen gün seninkini Sevim’in çantasını taşırken görmüşler, der konuyu kapatırdı. Kimileri de benim onda gönlüm yok ki, o bana aşıktı ama ben istemedim şeklinde bir cevap verir ama içten, içten yanıp tutuşmaya devam ederdi.

Benim de çok severek hazırladığım ve değer verdiğim bir anket defterim vardı. Gözümün içi gibi bakardım. Şu an kimbilir nerededir? Başına ne gelmiştir?, bilmiyorum. Şimdi yanımda olsa, kızıma göstermeyi çok isterdim. En son, bir kız arkadaşım vasıtasıyla uzaktan aşık olduğum birine yollatmıştım. Kısa süre içinde o mahalleden taşındık. Blog’u takip edenler bilirler, taşınma kavramı, hayatımda önemli bir yere ve anlama sahiptir. Daha sonraları o defteri, ara sıra aklıma gelse bile, bir daha hiç arayıp sormadım.