>

Bu fotografı yürüyüşüm sırasında Fındıklı sahilindeki minik park alanında çektim. Öğlen saati. Çok kalabalık. Hava güzel olunca civardaki işyerlerinin mahkumları ve akademinin öğrencileri sahile sıralanmış taburelere oturup, kahve içerler. Bir zamanlar ben de bu işyeri mahkumlarındandım. Şimdi serbest çalışıyorum. Serbest çalışmanın da kendine özgü türlü sorunları var. Ama zamanın ipi kendi ellerimdeymiş yanılsamasının verdiği güven ve konfor kısmını seviyorum.

Bu anıtın uzun zamandır orada olduğunu biliyordum. Ancak bugüne kadar dikkatimi ve ilgimi pek çekmemişti. Yaklaştım. Fotografını çektim. Yol kenarına park eden arabalara otopark ücreti alan belediye görevlisi yanıma geldi. “Abla, ne demek istiyor şimdi bu anıt?” Döndüm, anıta bir daha baktım. Bilemedim. Görsel sanatlara daima görsel bir yaklaşımım vardır. Anlamlarını nadiren sorgularım. Sorusuna yanıt gelmeyince, “Siz bayanlar her şeyi en ince ayrıntısına kadar sorgular, öğrenmek istersiniz de, o yüzden bileceğinizi düşündüm” dedi. Benden yine cevap yok. Ne diyebilirim ki…Yine kendisi devam etti. Bana kalırsa Özgürlük Anıtı bu. Şöyle bir geriye doğru çekildi, alıcı gözüyle bir daha baktı, inceledi. Evet, evet, dedi kesinlikle Özgürlük Anıtı bu.

Eve döndükten sonra söyledikleri aklımdan çıkmadı. Neresini benzetmişti ki özğürlüğe, çivili bir halkaydı. Daha çok sınırları, dar alanları, çivili köpek tasmalarını çağrıştırıyordu bana. Aniden şimşek çaktı. Dedim ki, sen yine her zamanki gibi özgürlük ile sonsuzluğu karıştırıyorsun. Kuş özgürlüğü ile insan özgürlüğünü karıştırıyorsun. Tabii ki, belediyenin otopark bekçisi özgürlüğün tanımını senden iyi bilecek. Her allahın günü sabahtan akşama o anıtın önünde arabaların park etmesini bekliyor.
Reklamlar