>
Ortaköy denince ilk aklınıza gelen nedir? Eskiden bu sorunun cevabı Ortaköy Camii olurdu. Hatta bir keresinde, bir ramazan günü ortaköy camii ile eski iskele arasındaki meydanda deniz kenarında oturup, boğazı seyrederek birer şişe bira içen dört genci öldüresiye dövmüşlerdi.

Şimdilerde ise Ortaköy denince büyük, küçük herkesin aklına önce Kumpir sonra da sanat pazarı gelir. Bu pazar günü, uzun zamandır ilk defa bütün günümüzü dışarda geçirdik. Yağmura rağmen hava çok güzeldi. Çukurcuma, Cihangir, Taksim derken son durağımız Ortaköydü.

Biraz kalabalıktık. Farkına varmadan iki gruba ayrılıp, birbirimizi kaybetmişiz. Bir baktık diğer grup tavşanlara niyet çektiriyor. Niyetçi stratejisini bilmiyorsanız, anlatayım. Tavşanlar bir çeşit yem yerine geçerler. Sizde yemi yiyen avanak olursunuz. Şöyle ki, tavşanları sevmek amacı ile yaklaşırsınız, tepelerinde bekleyen adam hemen oracıkta duran ve üzerinde niyetlerin dizili olduğu tahtayı tavşanların burnuna yapıştırır. Bildiğiniz gibi tavşanlar sürekli koklarlar. Yanaşan tahtayı gören tavşan, bu seferde yine kendisine koklamaya değer bir şey uzatıldığını sanarak kafasını yaklaştırır ve bir adet katlanmış kağıttan niyeti ağzına alır. Tavşanların tepesindeki adam, işte falınızzzz… Bakınız tavşan sizin için ne çekti… bu sizin bahtınız… alınız, bakınız der. Tavşan ne buyurmuş bakınız. Alınız, bakınız, falan derken… Sizde şaşkın, kağıdı alır, okursunuz. Yazılı saçmalıklara bir iki güler, tavşanları seversiniz. Tam hadi bana eyvallah diyecekken, tavşanların sahibi niyetçi adamın, durun bakalım kişi başı 5’er lira. Ayıp oluyor arkadaşlar ödemeden gitmek olmaz…demesiyle bir anda duruma uyanırsınız. Ama çok geç. Kader ağlarını örmüştür bir kere. Tavşan sahibi gayetle kaşarlıdır. Hatta en iyisinden Siirt kaşarlısıdır. Ne yapar, eder o paraları kuruşu, kuruşuna sizden tahsil eder. Sizde zar atmış ve iki saniye içinde tüm varınızı, yoğunuzu bir hiç uğruna kumar yolunda kaybetmiş gibi hissedersiniz. İşte böyle bir şeydir Ortaköy’de tavşan sevgisi. Başınıza bela olur. Nasıl bu kadar iyi bildiğimi ne siz sorun, ne ben söyleyeyim.
Reklamlar