>
Esmer: Canım, doğum ne zaman?
Sarışın: İki hafta kaldı ama, sorun ikiz olmaları.
Esmer: İkiz mi…ama bu harika bir şey… sorun ne ki?
Sarışın: Yaa, sorun şu ki, ikincinin babasının kim olduğunu gerçekten bilmiyorum.

Severek takip ettiğim bloglar içerisinde Öykü’nün Dev Aynası isimli dünkü yazısı bende acayip duygular uyandırdı. İçimde engellenemez bir yazma isteği doğdu. Neden derseniz bir süredir kendimi dev aynasında görmeye çabalıyorum da ondan.

O yazıda anlatılan ben merkezci tipleri gayet iyi tanırım. Önceleri böylelerine sinir olurdum. Bir aralar onları değiştirmeye, topluma daha katılımcı kişiler haline getirmeye, bir parça olsun etraflarında dönenlere bakmalarını sağlamaya çalıştım. Bu çabalamanın da nafile olduğunu kısa zamanda anladıktan sonra, şimdilerde kendilerine hayranlık ve kıskançlıkla bakarak, onlardan feyz almaya çalışıyorum.

Kendimi bir hamam böceği gibi hissetmektense tüm aynaların önüne pertavsız yerleştirmek birden daha pedagojik gözüktü gözüme. Yeni nesil de zaten böyle ya. Kendiliğinden. Senelerce, banyodaki bir tarafı normal, diğer tarafı dev, o yuvarlak, çekince gelen raylı, kızaklı tipten aynalar vardır ya, işte onların daima normal boyutlarda gösteren yanını kullandım. Diğer tarafı ile hiç işim olmadı. Şimdi bakıyorum da kızım, henüz on dört yaşında, her seferinde dev aynası kısmını kendine doğru deviriyor. Sivilceleri bile gözüne devasa boyutlarda görünsün istiyor. Yani artık günümüzde her şey abartılı, dolayısıyla gösterişe yönelik.

Tabii ben de bu çağa uyum sağlamak istiyorum. Bundan böyle, tek sorunum ojemin rengi olsun, komşu kızının düğününde giyeceğim tuvalet olsun diyorum. Dahası sarışın olmak istiyorum. Tüm sarışınlar üzerlerine alınmasınlar, benim tarif ettiğim, fıkralara, video kliplerine konu olan o komik, stereotip sarışınlar. Bu arada fransızca bilenlere bir çizgi roman tavsiye etmeden duramayacağım. Les Blondes. Umarım türkçeye çevrilir. Gerçi espriler ne kadar başarılı olur bilemem.

Bir kere acayip mutlular. En büyük sorunlarını bile, bir çırpıda çözebilecek erkeklerden etraflarında gani, gani. Bkz. Les Blondes. Bir türlü beyaz atlı prensini bulamayanlar yansın. Tabii sorundan soruna da fark var. Sizin sorununuz da karnınızdaki ikiz tekinin gizemli babasını aramak gibi bir şeylerse, çözümü bulacak zengin prens çok. Ama şu sokak çocuklarının durumu ne olcak, uyuşturucu, intihar vakaları arttı ne olcak, vesaire derseniz, tek başınıza kalırsınız. Atlı, atsız hiç bir prensin hatta ne kral, ne kraliçenin bu türden sorunlara çözümü yok. Bırakın çözümü yanlarında konuyu bile açamazsınız, sizi dinlemezler.

Bu arada benim bir arkadaşım var. Kendisi çok saygın bir bankanın daha da saygın bir avukatı. Aynı genel dertlerden muzdaribiz. Ben de o bankada çalışmaya başlayınca aniden kader arkadaşlığı yapar olduk. Daha sonra bana bankalarda daral geldiği için yollarımız mecburen ayrıldı. Ama irtibatı kesmedik. Geçenlerde Kuveyt’e gittiydi, hala dönmedi. Ferideeeeeeee, beni duyuyorsan, çık ortaya. Gel artık. Özledim.

Neyse, işte bu avukat arkadaşım sarışın olma stratejisini bir aralar gerçekten denemiş. Öncelikle evine en yakın kuaföre dalarak saçlarını sarıya çevirtmiş. Sonra bilumum sarışın dergilerini satın alıp okumaya ve davranış sistemlerini, alışveriş alışkanlıklarını felan benimsemeye çalışmış. Ben onu tanıdığımda bu hali çoktan yok olmuştu. Ne yaparsan yap, sonradan görmelik olmuyor, hamurunda olcak kadının diyordu.

Ben öyle radikal sarışın değil de, daha açık kumral stratejiler çabasındayım. Hiç olmadı röfle ile başlayayım diyorum. Gene daldan dala atladım farkındayım. Diyeceğim bu dev aynaları o kadar da kötü, fena şeyler olmasa gerek. Kendini dev aynasında görenlerin mutluluğuna bakılırsa…

Bu yazıyı okuduktan sonra sakın sen kendini ne zannediyorsun diye yazmayın. Baştan ima etmeye çalıştım, ben dev aynasına bakan bir hamam böceğiyim.

Reklamlar