> Bu sabahtan içimde bir fotograf çekme arzusu ile uyandım. Bütün gün makine elimden düşmedi. Taa ki pili bitip de kendi kendine kapanmaya başlayana kadar çektim durdum. Öncelikle evde bizim siyamlar ile başladım. Yandaki, daha önce de bahsetmiştim, şişko olan. Gerçekte şişko değil tabii, ama göreceli olarak annesine göre biraz daha obur. Aynı zamanda şaşıdır da. Aynı yazıda bunu da söylemiştim. Eskilerden’e bağlantı vermeye üşendim. İsterseniz etiketlerden bulabilirsiniz. Şaşılığını bir de siz görün karar verin istedim. Şişkomuza koca arıyoruz. Haberiniz olsun. Şaşı ve kırık kuyruk olması tercih sebebidir.

Sabahki ev içi çekimlerini tamamladıktan ve kahvaltımızı ettikten sonra kendimizi sahilde bulduk. İstanbul’dan uzak geçen yıllar içinde en fazla özlediğimiz şey deniz ve boğazdı. Şehir içinde akan ırmaklar bile bizim bu deniz ihtiyacımızı karşılayamamıştı. Alışmış, kudurmuştan beterdir misali yılın 365 günü ufuk çizgisini görmeyi şart bilmişler için bu çizgiden yoksun kalmak, neredeyse mapus yatmakla eşdeğer.
Havanın güzel olmasına rağmen rüzgar bol olunca yelkenliler de fora marmara açıklarındaydı. Deniz ise ışıl, ışıl, gözlerimizi kamaştırdı. İstanbul’u bilmeyenler için arkadan görünen sivri ada. Sol yanında da o meşhur yassı ada vardır. Ama fotografta çıkmamış. Havalar biraz daha güzelleşsin, prens adaları seferlerine de başlarız artık.

Aslında bugün hava güzeldi ama bir gece önceden bol yağmur düştüğünden Şaşkınbakkal civarları göl olmuş. Kargalara da banyo yapma fırsatı çıkmış. Çok uğraştım ama şöyle güzelce keselenen bir karga yakalayamadım.


Daha sonra da eve dönene kadar martıları havada yakalamaya çalıştım. Yüzlerce fotografın içinden ancak bir kaç tanesi, o da belki kayda değer. Şu dijital makineler çıkmış olmasa halim yamandı.

Reklamlar