>Sevgili Öykü Şehirdeki Papatya yazısı ile bir mim açmış. Şahsen blog dünyasında bu tarzlar Mim’ler olduğunu ben de o yazı ile öğrendim ve çok hoşuma gitti. Yalnız iki gündür düşünüyorum. Kendimi inceliyorum, analizler, sentezler yapıyorum. Bana kalırsa dünyanın en zor işlerinden biri kendini bilmek, tanımak.

Yapmam gereken şu; öncelikle kendime uygun bir kızılderili lakabı bulacağım sonra da kendimden bir parça bulduğum bir hayvanı nedenleri ile birlikte seçeceğim. Dediğim gibi iki gündür derin, derin düşünüyorum ve bir karara varamadım. Baktım bu iş uzayacak. En iyisi eldekilerle yetinmek.

Beni yakından tanıyanlar bilirler, kararsızlığımla ün salmışımdır. Seçim yapmayı hiç sevmem herşeyin tümüne sahip olmak isterim. O yüzden de, mesela en sevdiğim restoranlar her bir çeşidin tadına bakabileceğim mezeleri bol olan meyhane tarzı olanlar ya da istediğim şeyi istediğim kadar parmaklayabileceğim tatil köyü misali açık büfelerdir. Siyah ya da beyaz gibi uç renkler yerine hep griler vardır hayatımda. Çok iyi arabuluculuk yaparım.

Tabii, bu girişten öyle tek bir hayvanla yetinemeyeceğim anlaşıldı sanırım. Kızılderili lakabını sona saklıyorum. O halde ben bir

Kendini Kelebek zanneden, Ağustos Böceği kılıklı Bukalemun’um.

Kelebek çünkü,
Daldan dala konar atlarım, konudan konuya geçerim, her şeyin tadına bakmak isterim. Biraz da uçarıyım. Hareketli, kıpır, kıpırım. Rengarenk ve çiçekler gibi güzel, zarif olan her şey beni çeker. Şehirdeki Papatya’nın blog’unu takip etmem de bu yüzden. Kendimi tırtıl hissedip kozama çekildiğim zamanlar vardır. Kimse ile konuşmam, görüşmem. Ama zamanı geldi mi de çıkarım kozadan. Güzelim kanatlarımı gere, gere etrafa gösterir herkesi kendime hayran bırakmaya uğraşırım.

Ağustos böceği çünkü,
Çalıp söylemeyi, eğlenmeyi çok severim. Bütün yaz car, car, car öterim. Kış gelince de çorba ve kuru ekmeye talim ederim. Yani biraz tembelim, bilmem yeterince açık mı?

Bukalemun çünkü,
Hemen, hemen her türlü ortama içimin bayılması pahasına katlanır, uyum sağlarım. Durumun rengine göre ben de renk değiştiririm. Kendi şahsiyetimi kendime saklar, etrafa gayet şahsiyetsiz bir görüntü sunarım. Bazen de dilim aynı bukalemun gibi çok uzun olur.

Kızılderili lakabına gelince biraz klasik oldu ama Kitap Kurdu bana en uygun olanı gibi geldi. Bugüne kadar en vazgeçemediğim arkadaşlarım kitaplardır. Zaman zaman, okumak istediklerimin hepsini okumaya hayatımın yetmeyeceği hissine kapılır, üzülürüm.

Şimdi bu işin raconu, Öykü’nün başlattığı bu şirin MİM’i benim de buradan devam ettirmem olacak sanırım.

Sevgili Karahilal, Beyaz Tavşan, Siminya, Laf-ı Güzaf, Never Neverland, Trip to Somewhere ve bu blog’a hasbelkader tıklayarak izlemeye alanlar sıra sizlerde…