>Bu sabah mutfakta bir şenlik havası vardı. Tüm malzemeler sabahı zor etmişlerdi. Sibel’in akşamdan buzdolabını açıp tüm otlarla yeşil soğanı birer birer kontrol etmesinden belliydi. Hemen anlamışlardı. Ertesi gün Mercimek Köfte yapılacaktı.

İçlerinde en sabırsızı Maydi Maydonozdu. Dereotu’nun sürekli üzerinde yatmasından sıkılmıştı. Bir kere o ince, iğne gibi yaprakları her tarafını gıdıklardı. Sonra, kim ne derse desin, kendisine özgü kokusu da çekilmezdi doğrusu. Maydi ince bulgura aşıktı. Bulgur kokmazdı. Kaba güzelliğinin ardında yatan sadeliğini severdi. Sertliği hoşuna giderdi. Hele birde sıcak suyla şişerek tombul tombul olmuyor muydu, düşüncesi bile yapraklarını en uç noktalarına kadar titretmeye yetiyordu.

Mercii Mercimek çok şakacıydı. Cırtlak turuncu rengi aynı şakaları gibi özünü koruma amaçlı bir kalkan görevi üstlenirdi. Sıcağı görünce şakalarının dozunu iyice arttırır, kıpır kıpır olur, yerinde duramaz, muzurluklarına başlardı. Sonra da ne yapar eder, tencerenin içindeki suyu muhakkak taşırırdı. Azarı işitense daima başkaları olurdu. Kah su, kah ateş, kah yarı kapalı tencere kapağı… Mercii’nin sıcak su ile birlikteliğinin bir de ikinci bir yüzü vardı ki hakkında yayılan tüm dedikoduları haklı çıkarırdı. Onunla buluşur buluşmaz hemen şevke gelir, ilkin o turuncu kabuğundan kurtulur, yavaş yavaş içindeki mat sarı rengini ortaya çıkartırdı. Büyük, küçük, yerli, yabancı, onu tanımayan herkes bu dönüşümüne hayran kalır, bir kere tadına vardı mı bir daha Mercii’den vazgeçemez, müptelası olurdu.

Sibel nadiren Mercimek Köfte yapardı. Ya doğum günü vesaire gibi fazla davetli bekleniyor olması gerekirdi. Ya da kalabalık ev-arkadaş toplantılarına gidecekse erkenden kalkıp mercimek köftesini yapar, paketleyip akşama kadar buzdolabında bekletir, gideceği an çıkarıp götürürdü. Sibel’in bu özel köftesinin tadına, aşıkların bir araya gelmelerini kolaylaştırması ve tüm malzemeleri mest etmesi yüzünden doyum olmazdı. Yiyenlerce pek beğenilirdi. Sibel’de, ara sıra bile olsa aşıkların bu buluşmalarını unutulmaz kılabilmek için elinden geleni yapar, örneğin her birine afrodizyak etkisi yapan, tüm aromalarını boşaltmalarını sağlayan bir çimdik kimyonu hamurun içine katardı. Maydi, derotu, naniş ve yeşil soğan kendi kimliklerinden sıyrılıp sadece renk ve şekilden ibaret görüntü kılıflarına dönüşerek tüm iç güzelliklerini kaba ve kokusuz bulgurun içinde doldururlardı.

Maydi’nin tek sorunu bulgurun kendisinden başka diğerlerini de aynı aşkla kabul etmesiydi. Bu durumu ne kadar baştan kabullenmiş olsa da, uzun müddet kıskançlık krizlerinden kurtulamadı. Kendi benzerleri diğer otlar dururken farklı birine gönlünü kaptırmış, kimseleri dinlememişti. Ama şimdi pişman değildi. Neden mi?

Aşk acısından buzdolabında sararıp solduğu bir günün sabahında Sibel Mercimek Köfte yapmaya karar verince Maydi’yi beğenmeyip hamura katmamıştı. Yokluğunda Bulgurun da tadı kaçtığından o gün yapılan köftenin hiç mi hiç lezzeti olmadı. Sabahtan çöpe atılan Maydi gece olup da üzerine yenmeyen yavan köfteler düşünce olayı bir anda kavramış, üzüntüsü anında neşeye dönüşüvermiş ve Bulgur’u affetmişti.

O günden sonra Sibel tüm malzemeleri bir gün evvelden kontrol etme kararı aldı. Maydanoz’da buzdolabında kullanılacağı günü beklerken bir daha sararıp solmadı.

Ve işte bugün özel bir gündü. Aşıklar, aşklarını tüketmeye hazırdılar. Miam, miam…

Reklamlar