>

İki arkadaş konuşuyor. Birisi uzun zamandır evli 5 çocuğu var. Diğeri uzun zamandır bekar ve evlenmek istiyor. Kendinden epeyce küçük birine aşık olmuş tavlamaya çalışıyor. Biri başlıyor anlatmaya, sustuğunda diğeri alıyor.

Evli olan dertli. Çocukların bakıcısı ile işi pişirmiş. Bakıcı da alımlı mı alımlıymış. Fransız dilberlerinden. Üstelik bu iş pişirme bakıcı evlerinde kalırken değil, çok daha sonra başka çocukların bakıcılığını yaparken olmuş ve bitmiş. Belki de iş ayyuka çıkınca bitmek zorunda kalmış. Bizim evli adam 3 gündür salonda yatıyor. Ev halkı perişan. Ne yemek pişiyor, ne de çocuklarla ilgilenen var. Kadın odasına kapanmış dışarı çıkmıyor. Adam her sabah hiç bir şey olmamış gibi şirketine gidiyor. Gitmek de zorunda. Tek isteği yaptığının affedilmesi ve çoluğuna çocuğuna dönebilmek. İki kişilik yatağına yeniden kavuşabilmek. Ayrıca işin neden buralara kadar uzadığına da kafası basmıyor. Kabahatin neden üstüne kaldığını idrak edemiyor. Çünkü karısı 5 çocuk doğurduktan sonra biçimsel anlamda eskisi gibi değil. Ama fransız bakıcı taş gibi. Dolayısıyla evine ve alesine düşkün bu adam, yapmış olduğu çapkınlığın neden suç teşkil ettiğini anlayabilmiş değil. Ancak karısı çok kırgın tası, tarağı toplayıp anne evine dönme kararı almış. Adam suçunu anlamasa da, gene de çok üzgün.

Bekar olan da dertli. Okul bittikten sonra iş güç derken zamanın nasıl geçtiğini anlamamış. Evlenmeye vakit bulamamış. Gerçi hiç kız arkadaşı olmamış değil. Hatta hafif karanlık bir geçmişinin de olduğunu söyleyebiliriz. Ancak pek romantik sayılmazmış. Şimdi de romantik olduğu söylenemez, ama bugünlerde yalnızlık kafasına dank etmiş. Evlenmek için kız arar olmuş. Bir yerlerde iyi bir aile kızı bulmuş. Ama kendinden küçükmüş. Hatta bir zamanlar bu kızın diğer iki ablasına da sırasıyla aşık olmuşmuş. Onlarla işi bağlayamayıp, başkalarına kaptırınca varsın küçük olsun ama aynı aileden olsun diyerek, bir zamanlar alaya aldığı bu en küçüğün gerçekte bir afet olduğunu farketmiş. Ve kıza abayı yakmış. Eh, kızdan da cevap alır gibi olmuş. Gelgelelim kısa zamanda sevdiği kızın etrafında dolanan bir de genç ve yakışıklı bir prensin daha olduğunu keşfetmiş.

Bekar olan diğerine bu senin yaptığın var ya demiş. Bir fırın ekmeği yiyip, karnını tıka basa doyurduktan sonra önüne çıkan ilk fırına girip, bir ekmek daha alıp, yemeğe benzer. Tabii kendisinin tuzu kuru. Onunkisi genç mi genç. Bir de kıskançlık damarı kabarmış. Henüz daha bir tanesini bile bağlayamamışken. Evli olan ise evet demiş, ama ikinci fırının ekmekleri daha yeni çıkmıştı, sıcacık, tap taze ve çıtır çıtır, nefis kokuları taaa sokağın öbür ucuna, burnuma kadar geldi. Sen olsan ne yapardın?

Reklamlar