>Bir süredir sokakta gördüğüm insanları gözlüyorum. Çok küçük bir azınlık dışında herkes mutsuz geliyor gözüme. Suratlar asık, acele ile bir yerlere gidip geliyorlar. Mağazalarda çalışanlar, bıkmış, usanmış yüzlerle, belli ki zorla müşterilere hizmet ediyorlar. Bir şey sorduğunda cevabını vermeye üşeniyorler. Ekstradan bir şey yapmak külfet oluyor. Çalışan öğrencilerin daima dinamik, cıvıl, cıvıl olduğu McDonalds’lar da bile tempo ve suratlar düşmüş. İş yerlerinde bir sürü mutsuz, yanlış işlerde çalıştıklarını düşünen, işsiz kalırım korkusundan fazla mesai yapıp kendini göze girmeye zorlayan, fazla mesai yapan kesim yüzünden üzerilerinde büyük baskı olduğunu hisseden ama işini çabuk yapıp bitiren ve zamanında çıkmayı seven insanlar, hemen hemen herkes mutsuz ve şikayetçi. Bu sıralama böylece uzayıp gider.

Seçim furyası geçti ama ben yine de yazacağım. Her seçim zamanı aynı terane ve aynı insanları görmekten ben kendi adıma bıktım usandım. Oy vermeye ayaklarımı sürüye, sürüye gidiyorum. Daima bir kötünün iyisini seçme durumu söz konusu.

Etraftaki suratlara bakılırsa her birimiz dertliyiz ülke yönetiminden. Her seçimde büyük umutlar, büyük propagandalar, seçim sonrası yaşanan kimin gruplarda hayal kırıklıkları, kimi gruplarda sevinç nidaları. Şöyle de bir düşünce geliyor aklıma. Diyorum ki…Bu sevinç nidaları aynı futbol taraftarlığı gibi. Hani tuttuğunuz takımı desteklemek için elinizden geleni yaparsınız, biletlerini alırsınız, renklerine bürünürsünüz, klüplerine üye olursunuz ya. Herkes kesesi el verdiğince para yatırır yani. Takımınız kazanınca da sizin akşama eve götürecek ekmeğiniz yoktur ama elinizde takımınızın bayrağı ve ruhunuzda bir mutluluk vardır. Sonuç tuttuğunuz takım daha da bir zenginleşmiştir. Siz ise daha da bir fakirleşmişsinizdir. Ama sevinçlisinizdir.

Şimdilerde bir parti yandaşı olmak ile futbol fanatiği olmak arasında pek bir fark kalmamış gibi. Öyleki, partiler, hangisi olursa olsun hiç bir program açıklamadan, hiç bir net hedef göstermeden ve bu hedeflerin olabilirliğinin yollarını, yani gerçekleşme strateji ve taktiklerini açıklamadan, sadece “yapacağımız çok şey var” cinsinden sözlere istinaden ya da “çam sakızı çoban armağanı” bir kaç hediye ile oy topluyorlar.

Hangi partiye, hangi adaya en çok oy verilmiş olursa olsun hiç kimsenin şikayeti bitmiyor. Yüzde beşlik en kaymak tabaka dışında. Eh, nasıl bitsin ki şikayetler. Sonuçta değişen hiç bir şey yok. Genel anlamda seneden seneye kötüye gidiyor durum. Tek değişiklik, aynı kriz zamanlarında olduğu gibi, her farklı partinin yönetime geçişinde bir takım servetler el değiştiriyor, bir takım servetler yok oluyor.

Bana kalırsa ne zaman ki sandıklardan bütün oylar boş çıkacak, işte o zaman bizde millet olarak, bir anlamda ikinci bir kurtuluş savaşını başlatmış olacağız. Belki…

Reklamlar