>Rüya gördüğünü bilip de hatırlayamamak var ya, işte bundan daha kötü bir şey az bulunur. Bu sabah da yine bir sürü rüya gördüm. Hatta yazmak istediğim konulara bile karar verdim, aklımdan girişler döşendim. Saat 5:00 civarı falandı. 6:30’a kadar yarı bilinçli halde rüya görmeye devam ettim. Bu sefer o kadar canlıydılar ki, ellerimi uzatsam avuçlarıma alıp saklayabilirim sandım. Ama sonra ne olduysa oldu kafama bir balyoz yemiş gibi bayılmışım. 8:30’a kadar küp gibi uyudum. Uyandığımda yine hiç bir şey hatırlamıyordum. Her şey uçup gitmiş. Şimdi kafamın içi şu yukardaki çorak toprak misali. Ne bir damla su var ne de ufacık bir tohum. Dolayısıyla bugün rüya görüp de hatırlayanlara ve bir de üstüne üstlük ballandıra ballandıra anlatanlara kıl oluyorum.

Eskiden gördüğüm klasik kabuslarım vardı. Bunlardan bir tanesinde dişlerim ve saçlarım dökülürdü. Büyük bir çaresizlik içinde dökülenleri yerlerine yapıştırmaya uğraşır, didinirdim. Önce yapışır gibi olurlar iki dakika sonra yine dökülürler ya da elimde kalırlardı. Çok sonraları bir psikoloji kitabında bu rüyanın ortak bir korku olduğunu okudum. Bir an kitabı beni düşünerek yazmışlar gibi geldi. Ondan sonra bir daha bu kabusu görmedim. Yorumu aklımda kalmamış. Kitabı kimin yazdığını da hatırlamıyorum. Yazık…

İkinci kabusun ise anlatması daha zor. Soyut kavramlar üzerine kurulu bir rüya. Gene de anlatmayı deniyorum. Önümde ya da ayaklarımın altında kayan şeritler var. Sanki yürüyüş bandında gibiyim ve ritmimi bozmadan ve bu dönen bantlardan düşmeden bir şekilde durmak zorundayım. Aynı zamanda içimde de bir şeylerin döndüğünü hissediyorum. Ve bu içimde dönen bantlar dışarda dönen bantların ritminden farklı. Hem içimdekileri hem dışardakileri birbirlerine ayarlamak, uydurmak zorundayım. Bir an dengeyi sağlasam bile hemen bozuluveriyor. Kendimi göremiyorum. Ayaklarımı bile seçemiyorum. Bana ait hiç bir şey yok. Aslında fiziksel olarak ben yokum. Ama orada olduğumu biliyorum. Ve anlattığım gibi hem içimde hem de dışımda kayan, dönen bu şeylerin hızına uymak zorundayım. Uymazsam çok fena olur. Ama somut olarak bu çok fena olur neye denk geliyor, yani ne olur onu da gerçekte bilmiyorum. Büyük ihtimal üst açık kaldığında görülenlerden bir çeşit kabus. Yalnız bu kabusun tek somut olan şeyi rengi. GRİ. Açıklı, koyulu, metalik her türden GRİ. Ve bu grilik, soyut olan bir çok şeyin aksine o kadar net ki, şu an bile aklımda.

Reklamlar