>Hep bir köprü ve trafik fotografım olsun istemişimdir. Dün bu isteğimi gerçekleştirebildim. Sonuçlar pek iç açıcı olmasa da bu bir başlangıç. Akşam üstü Hisarüstüne gitmek üzere yola çıktım. Köprüde otobüs değiştiriyorum ve 125’e biniyorum. Tabii dünün aslında tatil olduğunu unutmuşum. Sefer sayıları yoka yakındı. 40 dakika bekledikten sonra bilmem kaçıncı 128’in şöfürüne 125’in akıbetini sordum. “Sabah bir tane gördüm, olması lazım ama ne kadar da bir geçer bilmem” lafını işittikten sonra bir 10 dakika daha bekledim ve fikir değiştirerek metrobüs ile zincirlikuyu’ya gittim ve oradan 2 dakika bile beklemeden gelen rumeli hisarüstü arabasına binerek gideceğim yere zamanında yetiştim. Bundan böyle hep metrobüs ile yolculuk etmeye karar verdim. En azından 5 dakikadan fazla beklemeyeceğim baştan belli.

Dün bizim yakada, Anadolu Yakası, hava gerçekten güneşli ve güzeldi. İncecik çıkmışım. Köprü üstünde 1 saate yakın beklerken öyle üşüdüm ki, bugün üstümde bir kırgınlık var. Umarım yatırmaz.

Takip ettiğim bloglar arasında biraz önce yine bir içerik ve fotograf çalınmasından şikayetçi olana rastladım. Çok üzüldüm. Yazılardan esinlenmek, fotografları ve içeriği kaynağını belirterek alıntılamak olabilir ancak bire bir çalıntı gerçekten acı verici. Anlayamadığım başka bir şey de bu blogların aslında tamamiyle kişisel olduğu. Ve içine yazılanlar için kimseden bir baskı gelmediği gibi hiç bir mecburiyetin de olmadığı bir durum söz konusu. Hani bir gazete de çalışırsın, rakiplerin ve gazete sahibinin baskısı vardır üzerinde, işte o zaman, tasvip etmem ama belki bir derecede anlayabilirim yabancı kaynaklı ya da yerel gazete ve dergilerde çıkan içeriklerin ya da internette dolaşan yazıların kopya edilmesini. Bu durumda bile bire bir kopya etmek artık, tembellik mi diyeyim, düşünce özürlülüğü mü diyeyim her ne ise pek normal değil. Bildiğimiz kadarıyla, her bir insanın kafatasının içinde bir beyin var. Einstein’ın ki gibi olmasa bile az çok üretim yapıyor. Bence bu üretimi geliştirmek, düşünce üretmek kişinin kendine karşı olan sorumluluğudur.

Popüler blog sahibi olmak güzel bir şey ama çalıntı popülerliğin kişiye ne faydası olur ki… Ben bu benzetmeyi biraz da şirket yöneticilerine ya da forslu mesleği olanlara benzetiyorum. Kendi kişilikleri ile değil de ünvanlarının ve servetlerinin arkasında bir yerlere gelip, bir takım saygı kazanmış insanlar, her gün görüyoruz etrafta, emekli olduktan ya da bir şekilde şirket ile ilişikleri kesildikten sonra yüzlerine kimse bakmıyor. Aynı şey eşinin ismi, parası, vs ile kendine toplumda bir yer edinmeye çalışanlar için de geçerli. Popülerliğin ya da saygının kaynağı kişinin kendisi değilse kalıcı olabilir mi ki? Kişi varsa kendi varoluşuyla vardır, başkasının ve başka bir şeyin varoluşuna sığınmak er ya da geç felakete götürür. Bakınız kriz zamanları servetini kaybedenlerin intiharları…

Reklamlar