>Geçen akşam kızım ve bir arkadaşı ile eve kadar epeyce yürüdük. Bir ara söz döndü dolaştı hayvanat bahçelerine geldi. Kızımın arkadaşı ben hayvanat bahçelerine karşıyım dedi. Henüz on dört yaşındalar. İster istemez kendimle kıyasladım. Benim o dönemlerde kendi fikirlerim pek yoktu. Olsa da ööle ulu orta açıklayamazdım. Gülünmesinden korkardım. Neyse sonradan epeyce düşündüm onun bu sözünü. Biz ailecek hayvanat bahçelerini çok severiz. Ben de küçüklüğümden beri en fazla gitmek istediğim yerler olarak hatırlarım. O zamanlar İstanbul’da pek olmadığından İzmir ve Ankara’ya gider gitmez en çok tutturduğum yerlerdi. Hele İzmir Fuar anılarını hiç unutamam. İstanbul’da Gülhane’de vardı diye hatırlıyorum. Bir de adaların birinde özel ve küçük bir bahçe bulunurdu. Sonraları ortadan kayboldu. Gülhane’deki hayvanların durumu içler acısıydı. Hepsi yaralı böcektiler. Bir de sinekler üşüşürdü üzerlerine. En içimi acıtan da kedilerin kafeslerde olmasıydı. Kedileri ve köpekleri insanoğlunun en yakın dostları saydığımdan bu şekilde sergilenmeleri garibime giderdi. Hala da aynı düşüncedeyim.

Şimdilerde Darıca Hayvanat Bahçesi var. Özel bir girişim. Yukarıdaki zebraların fotografı oradan. En son bir arkadaşımdan parasızlık yüzünden Zürafa’nın açlıktan öldüğünü duydum. Biz de uzun zamandır gitmedik. Aslında gitmesi çok kolay. Haydarpaşa’dan kalkan ve Gebze istikametine giden banliyö trenine binip son duraktan bir evvelki Osmangazi’de iniyorsunuz. Oradan bir taksi ile bahçenin önüne kadar gidiyorsunuz. Taksi’ye saat verirseniz dönüşte de gelip sizi alıyor. Yol çok yakın. Hele bir de 3-4 kişi iseniz, dolmuş ya da otobüs ücreti ile neredeyse aynı düzeyde.

Yandaki fotograf ise Lyon’daki Altın Baş anlamına gelen”Tete d’Or ” parkından. Bu park dillere destan. Bizim 6 sene boyunca bu parka hemen hemen hergün gitme şansımız oldu. Parkın içinde bir de hayvanat bahçesi var. En güzel yeri ise, fotograflardaki bambilerin, etrafı derin bir hendekle çevrili geniş ve ortada bir açık alanda dolaştıkları mekan. Bu alanın çevresi sürekli bambilere kuru ekmek getiren çoluk çocukla dolu olur. Bambiler kendilerini sevdirirler.

Bizim fotograflarımız içerisinde hayvanat bahçesi ve hayvan fotografları oldukça önemli bir yer tutar. Yurt dışı gezilerimizde de müzeler ve tarihi eserlerin yanında en fazla ziyaret ettiğimiz yerlerdir. Kitap ve müzik evleri ile başabaş gelirler. Alış veriş yapmasak da olur ama, bu saydığım yerleri görmeden edemeyiz. Ben bir ülke ya da şehir hakkında kendi fikrimi oluştururken, şahsen o şehirde mevcut kitabevlerinin sayısına bakarım. Bizim ülkemizin çoğu şehirlerinin sınıfta kaldığını söylememe gerek yok sanırım. Her biri bana göre mekan olarak ziyaret etmesi güzel ancak 1-2 günden sonra katlanılmaz yerlerdir. Ayrıca kitap evleri İstanbul’u her türlü sorununa rağmen çok sevmemin nedenlerinden de biridir.

Şimdi geldim, Hayvanat Bahçeleri İyi Fikir mi? sorusunun cevabına. Bir kaç haftadır düşünüyorum hala bulabilmiş değilim. Bir tarafım EVET, çok iyi fikir diyor. Çünkü, iyi bakılan, mümkün olduğunca özgür dolaşan her türden hayvanı görmek, uzun uzun seyretmek, bazıları ile kendimce iletişim kurabilmekten çok mutlu oluyorum. Ayrıca ailelerin ve çiftlerin çoğunlukta olduğu hayvanat bahçesi ambianslarını çok seviyorum. Ama başka bir tarafım da HAYIR, hiç iyi bir fikir değil diyor. Çok bencilsin ve sadece kendini düşünüyorsun diyor. Ya gerçekte, bizim dünyamız da başkalarının yaratmış olduğu bir İnsanat Bahçesi olsaydı? Ve burada bizi ziyaret etmeye gelenler, yiyecek atanlar, üzerimizde bir takım deneyler yapmaya çalışanlar olsaydı? Aslında yazıya dökünce bir anda aklıma geldi, yeryüzün İnsanat Bahçesi olmadığını nereden biliyoruz?

Reklamlar