> Okuma listemin bir hayli kalabalık olmasına ve sırada bekleyen bir sürü kitap olmasına rağmen elime geçenleri aralara tıkıştırmakta üstüme yoktur. Nerval’in adını zaman zaman duymuştum. Özellikle de Orhan Pamuk bazı yazılarında bahsetmişti diye hatırlıyorum. Bugüne kadar hiç okuma fırsatım olmamıştı.

2000’li yılların başlarında Cumhuriyet gazete ile birlikte okuyucularına TİB’nin de katkılarıyla bir dizi kitap verdi. Bu kitaplar bizde eşimin katkıları sayesinde özenle biriktirilmiş ve baş köşelerde saklanmıştır. Uzun müddet aramızda şaka konusu bile oldular. Ne yalan söyleyeyim ben o zamanlar suratlarına bile bakmadım. Sonra bu hafta sonu elime Dünya Klasikleri Dizisinden 148 numara geçti. Erdoğan Alkan’ın türkçesi ile dilimize çevrilmiş olan Nerval’in Aurélia’sı. Okuduktan sonra o kadar beğendim ki Nerval’in diğer eserlerini de okumaya karar verdim. Ancak bu kitap romantik edebiyat tarihinin baş yapıtlarından bir tanesi ve bildiğim kadarıyla da Cumhuriyet gazetesinin vermiş olduğu küçük kitaplar dışında da başka baskısı yok. Elde etmek isteyenler haydin sahaflara…

Aurélia, Nerval’in tüm hayatı boyunca tutku ile aşık olduğu bir kadına verdiği isim. Nerval aynı zamanda delilik krizlerine de maruz kalarak birçok kez tedavi görmüş bir yazar. Bu kitabında da Rüya ve Yaşam derken, bu büyük aşkını kaybettikten sonraki yaşamından ve akli dengesizliklerinden samimiyetle ve akıcı bir anlatım ile bahsediyor. Gecelerini rahat bırakmayan rüyalarını anlatıyor. Uyku ile uyanıklık arası yaşadıklarını inanılmaz bir netlik içerisinde paylaşıyor. Kitabın beni etkileyen ilk satırları şöyle:

Rüya ikinci bir yaşamdır. Bizi görünmeyen dünyadan ayıran o fildişi ya da boynuz kapılardan geçerken hep titremiş, ürpermişimdir. Uykunun ilk anları ölümün imgesidir; belirsiz bir uyuşukluk yakalar düşüncemizi ve ben’in bir başka biçim altında varoluş yapıtını sürdürdüğü belirsiz anı tanımlayamayız. Yavaş yavaş, azar azar aydınlanan garip, örtülü bir yeraltı dünyasıdır bu ve orada cennetlik çocuk ruhları gibi yaşayan devinimsiz solgun şekiller karanlıktan ve geceden kurtulurlar. Sonra tablo biçimlenir ve yeni bir parıltı tuhaf görünümleri aydınlatıp devinime geçirir; ruhların dünyası artık açılmıştır bize.

Daha sonra Nerval, kendisini suçlu bulduğu ayrılmalarından ve sevgilisinin ölümünden sonra rüya ile gerçek arasında kendisi ile bir hesaplaşmaya girer. Rüya ve gerçek birbirine karışır. Sonra bir gece rüyalarının tanrıçası görünür ve şöyle der: “Meryem ana neyse ben de oyum, annen neyse bende oyum, tüm şekiller altında sevdiğin kimler varsa ben de oyum.” Bana kalırsa öncelikli olarak Nerval’in hayatı hakkında da bilgi edinmek okumayı kolaylaştıracak, daha zevkli kılacaktır. En azından ben öyle yaptım. Cumhuriyetin bu kitabını bulabilirseniz Erdoğan Alkan arka sayfalarda kısa bir Nerval kronolojisi vermiş. Öncelikle onu okuyun derim. Wikipedia’da da hayatı hakkında bir şeyler var. Aurélia, Nerval’in son kitabı. Bir kaç ay sonra ise bir kış günü sabaha karşı bir sokak lambasına asılı cesedi bulunmuş.

Reklamlar