>İki haftadır evin kalabalığı bitmek tükenmek bilmiyor. Halbuki ben alışmışım sabahtan tüm ev halkını yolcu etmeye. Okulluyu okuluna, okullu olmayanı işine gücüne. Sonra da ne telefonu açarım, ne de çalan kapıyı. Her gün öğleden evvel servis yapmaya çıkan apartman görevlisi bile kapımı çalmaz oldu. Nasıl olsa açmayacağımı adı gibi biliyor artık. Bir ihtiyacım olduğunda zaten ben kendim çıkar alırım. Ay başından ay başına aidat toplamak için geliyor zavallı. Yoksa açmam vallaha kimseye. Kalabalık içersinde olmak bazen iyi. Hatta insan sağlığına gerekli. Ama bazen de kendime ait bir mekanım olsun, gerektiğinde oraya sığınabileyim istiyorum. Hani şu fotograftaki gibi bir boğaz yalısı olsa fena mı olur du?

Eskiden eşi emekli olup da eve dönen ya da çoluğu çocuğu iş bulamayınca bunalıma girip bütün gününü evde geçiren ev kadınlarının söylenmelerine bir anlam veremezdim. İçimden bunlar da, bulmuşlar da bunuyorlar. Ben olsam ohhh ne güzel keyfini sürerdim. Her an yanında birileri. Bundan iyisi can sağlığı derdim.
Şimdilerde artık anlamaya başladım onların da derdini. Bir kere evde oturan ya da evinde kalan kadın ile erkek ya da genç aynı şey değil. Bunu da anladım. Bir kadın evde oturduğunda severek oturuyor. Ve kendine bir sürü yapacak iş buluyor. Zaten sıkılacak zaman da yok. Yeni yemekler deneyebilirsin. Resim yapabilirsin. Kitap okuyabilirsin. Fotograf çekebilirsin. Öyküler yazabilirsin. Temizlik yapabilirsin. El işi yapabilirsin. Dikiş dikebilirsin. Dantel örebilirsin. Ama evde can sıkıntısı ile televizyon ya da bilgisayar karşısında umutsuzca kendini eğlendirdiğini ve dinlendirdiğini sananlar olunca, evin kadını tarafından başlarına çorap örülmesi kaçınılmaz oluyor.
Neyseki bizde bu tarz durum nadiren olur. Bizim tarzımız herkesin bir anda konuşması. Bir anda inanılmaz faaliyetlere girişmesi. Sonu gelmeyen bir arayış ve bulamayışlar söz konusu. Yani tam bir hiper aktivite ortamı. Bir tarafta müzik dinleyen, diğer tarafta piyano çalmaya uğraşan, onun yanısıra saatlerce bağıra bağıra telefonla görüşen tipleriz biz. Ya da Monopoly, Tabu, Kızma Birader cinsi oyun oynarız. Hepimiz mızıkçılık yaparız. Ve ilk on beş dakikadan sonra birbirimize gireriz. Bunun tadı da başka olur. Yaşamayan anlamaz, bilmez. Genelde kışın soğukta geçen hafta sonu durumlarıdır bu. Bahar gelince kendimizi adalara, modalara atarız.
Bunların hepsini çok seviyorum. Şimdi yazarken bile mutlu oluyorum. Ama bazen de diyorum ki, kadınların da bir kenara çekilmeye hakkı olsun. Mola verebilsinler. Hem de bu moladan sonra geri döndüklerinde, iş yerinde tatil dönüşü kimsenin sizin yerinize hiç bir şey yapmadığı durumlarda başa gelen o korkunç iş yığılması olmasın. Bilmem duygularımı anlatabildim mi? İşte bu yüzden ben bu tek başına pazartesilerini çok seviyorum. Hem biliyorum, nasıl olsa akşama yine kalabalık olacağız…
Reklamlar