>Benim minicik, malesef camlarla kapatılmış ama apaydınlık bir ön balkonum var. Küçük bir sera gibi. Salondan çıkılıyor. Tam karşımızda geniş bir boş alan olduğundan, bu balkonun ışığının kapanması şimdilik mümkün değil. İki sırt sırta duran apartmanın arasındaki, otopark alanı olarak da kullanılan bahçeler bize bu güzel ayrıcalığı sunmuşlar. Sabah, güneşin doğuşu ile yandan girmeye başlayan ışık, ancak gün batımına yakın doğuya döndüğünde benim balkonum da kararmaya başlar. Bu balkonda bir kaç çiçeğim, demirlere asılı sardunyam ve bir de sandık büyüklüğünde bir sedirim durur. Havalar ısınınca bu sedirin üzerine yayılabilmek için kedilerle köşe kapmaca oynarız. Onlar bir kere kaptılar mı, sere serpe yatar, erine gerine sağa sola döner ve akşama kadar da kalkmazlar. Uyku fasılları bitince, ki kolay kolay da bitmez ya, bir de saatler süren yalanmaları, temizlenmeleri vardır.

Neyse işte havalar güzelleşince kedilerden önce kapabilirsem bu balkonda bir fincan kahve, bir tabak meyve eşliğinde kitap okumayı çok seviyorum. Son okuduğum kitaplar ise Sait Faik’in öyküleri. Daha önceden de “Öyküde Sait Faik’in üstüne yoktur”, “En baba hikayecilerimizdendir ” laflarını çok işitmişliğim vardır. Ne yalan söyleyeyim onun yazıları ile ilgili çok net hatıralarım yoktu. Daha çok adalı oluşu, çapkınlığı, mavi gözleri, vs, gibi sansasyonel detaylar aklımda kalmış . Muhakkak ki çeşitli zorlamalar ile erken yaşlarda okumuşluğum olmuştur. Parantez içinde zorla güzellik olmaz lafının ispatı. Sonradan bir çağdaş edebiyat furyasına kaptırdım gittim kendimi. Hani “eskiye rağbet olsaydı bit pazarına nur yağardı” sözünü canı gönülden benimsemiş gibi… Şimdilerde bu sözün edebiyat ve sanat için geçerli olmadığını anladım. Belki aslında hiç bir şey için geçerli değil. Eskinin ve yeninin yerleri bambaşka. Aynı gencin ve yaşlının olduğu gibi. Bu arada Sait Faik çağdaş değil demek istemiyorum ama en son moda da değil hani…

Sait Faik, öykülerinde o kadar sıradan ve basit olayları anlatmış ki, ben burada özetlesem “ya git işine ya, bunlarda öykümü” dersiniz. Ama okuyunca dilin zenginliğine, tanımlanan duygulara, benzetmelere, insanoğlu üzerine yapılan analizlere benim ağzım açık kaldı.

Bütün Eserleri 1. kitabındaki Semaver öyküsünde, örneğin, bir anne oğul ilişkisinin tamamını Sait Faik üç sayfa içerisinde verebilmiş. Bu ana oğulun tüm yaşamı, günlük rutinleri ve bir şekilde kesilen bu günlük rutinlerin hemen başka bir rutin ile dolduruluşunu ve insanoğlunun bu rutinlere olan ihtiyacını yargısız akıcı bir anlatım ile gayet net bir şekilde gözler önüne sermiş.

Ben de sadece 1. ve 6. kitap var. Ama ilk fırsatta diğerlerini de tamamlayıp okuyacağım. Hikaye yazmak isteyenlere Sait Faik’in öykülerini bir başucu kitabı olarak şiddetle tavsiye ederim. Ben, kendim de aynı şeyi yapacağım. Şimdiden söyleyeyim asla onun gibi yazamayabilirim, ama en azından önemli olan şeyin ilginç olaylar bulup anlatmak değil, sıradan ve günlük olayları, olağanüstü deneyimlere taşıyabilme becerisinin asıl cevher olduğunu çok iyi anladım.

Reklamlar