>Geçenlerde sıradan bir Amerikan filmi seyrettim. Komedi tarzı. Adını bile hatırlamıyorum. Ne de sonunda ne olduğunu. Ama aklımda kalan öyle bir sahne var ki…Önce filmi biraz anlatayım:

Orta halli, genç evli bir amerikan ailesi. Bir de bebekleri var. Hem kadın, hem adam çalışıyorlar. Kasabanın birinde tek katlı, bahçe içinde küçük bir evde oturuyorlar. Malum kriz, adam işten atılıyor. Bebeğin bakıcısını ödemek, aile için bir anda lüzumsuz ve külfet haline dönüşüyor. Ve tahmin edebileceğiniz gibi bakıcıya yol veriliyor. Genç adam eşi işteyken kendi bebeğine bakmayı üstleniyor.

O kadar gerçekçi bir durum ki. Bu tip babalardan Fransa’da da çok vardı. Hatta bizim apartmandaki karşı komşu. Bebekleri, benim kızımdan üç ay sonra doğmuştu. Lyon’daki en büyük ve güzel parka 5 dakikalık yürüme mesafesindeydik. Her ikimizde bütün günü parkta geçirdiğimizden, çoğunlukla da karşılaşır bir iki kelime laf ederdik. Bu filmde de öyle bir durum söz konusu. Zaten sıradan amerikan kasabalarını biliyorsunuz, her yer park, yeşillik. Alabildiğine geniş düzlükler.
Gelelim filme. Adamcağızın bebekle ilk günü. Atıyor kendini parka. Parkta, ailecek de görüştüklerini anladığımız, çocuk yetiştirme konusunda deneyim sahibi bir kadın arkadaşa rastlıyor. Üç, beş konuşuyorlar. Bebek pusette kendi halinde. Sonra ağlamaya başlıyor. Anlaşılan altına yapmış. Değiştirmek gerekli. Adam ilk defa yapacak bu işi. Bir paniktir başlıyor. Can simidi olarak yanındaki kadın arkadaşından medet umuyor.
“Bana yardım eder misin?” diyor.
Kadın gayet sakin gülerek şu cevabı veriyor.
“Hayır, olmaz.” ve sonra da “Görüşürüz” deyip çekip gidiyor.
İşte bu sahne beni çok etkiledi. Kendimi o kadının yerine koydum. Benden bir şey rica edildiği böylesine bir durumda, ben de onun gibi davranmayı içten istemekle beraber, o anda “hayır” diyemeyip kesinlikle o bebeğin altını değiştirirdim.
Bugüne kadar başıma ne geldiyse “hayır” demeyi bilemediğimden gelmiştir. Sonradan bu konu üzerinde çok düşündüm. Biraz da araştırma yaptım ve yalnız olmadığımı gördüm. Hayır demek aslında öğrenilmesi gereken bir beceri. Ve biz bu beceriyi ne okulda, ne de aile içinde öğreniyoruz. Canları istemediğinde en kolay hayır diyebilenler aslında küçükler. Ama biz evde olsun okulda olsun, onlara aynı bize öğretildiği gibi herkese ve her şeye “evet” denmesi gerektiğini, uysal olmak gerektiğini, “hayır” demenin kibar olmadığını öğretiyoruz. Hayır kelimesine negatif bir anlam yüklüyoruz. Genel olarak buna inanmışız, böyle biliyoruz.
Sonra da, yapılan istatistiklerde, çeşitli ülkelere göre % 50’den % 80’lere kadar varan bir oranda yaptıkları işten, bulundukları konumdan memnun olmayan insanların varolduğunu okuduğumuzda hem üzülüyor, hem de şaşırıyoruz.
Ben neden “evet” diyorum. Karşımdaki insanın benim kötü karakterli biri olduğumu düşünmesini istemiyorum. Hele bir de sevdiğim biri ise “hayır” demekle ona değer vermediğimi, onu sevmediğimi düşüneceğinden korkuyorum. Çünkü küçüklüğümden beri böyle öğrendim. Hatta yemek yemek istemediğim zamanlarda bile bana “Bak, yemezsen, sonra arkandan ağlar” dendi. Sanki o lokmanın bir canı varmış gibi. Ya da daha da kötüsü “Bak, yemezsen ağlarım ama.” Bundan daha büyük bir duygusal baskı olabilir mi? Ama hepimiz farkında olmadan yaptık ya da maruz kaldık.
Bu, sürekli başkalarını mutlu etme üzerine kurulmuş bir hayat felsefesi: Başkalarını mutlu et, onların mutluluğu seni de mutlu eder. Öyleyse babanın seçtiği okulda oku, zorladığı mesleği seç, annenin önerdiği tarzda giyin, eşinin istediği yemekleri pişir, arkadaşının isteği filmi gör, çocuğun anlamadığı için yapamadığı ödevi sen yap, hatta yapmazsan okuldan azar işit, bir de kabahat senin üzerine kalsın. Çocuğuyla ilgilenmeyen ebeveyn sıfatı eklensin. Madem ben çalıştıracağım çocuğu, o zaman senin ne işin var o okulda? Değil mi ama. Ancak öyle bir alışmışız ki bu duruma. Bir de başkalarını memnun edemediğimiz de üzülüp, kahroluyoruz.
Bence durum tam tersine olmalı. Yani, asıl önemli olan içten dışa memnuniyet söz konusu. Kişi öncelikle kendini tanımalı, kendini memnun etmeli. Ne kadar kendi ile barışık olursa etrafındakileri de o kadar mutlu eder. Etrafına mutluluk saçar. Senin mutluluğun etrafndakilere geçip onları mutlu etmiyorsa eğer, acı bir durum ama, etrafında seni sadece sömürmeye ve kullanmaya yarayan yanlış kişiler var demektir. Yol yakınken bir an evvel kurtul.
Bana kalırsa gereken durumlarda “hayır diyebilmeyi öğrenmek çok önemli. Karşılığında da “hayır” sözünü işittiğimizde saygıyla kabullenebilmek, bu öğrenim sürecinin diğer bir yüzü. Eğer ben gerektiğinde “hayır” diyebilme hakkını elde etmek istiyorsam, “hayır” lafını duymaya da alışmalı ve saygı göstermeliyim. “Evet” ya da “Hayır” demek, büyük küçük her bireyin özgürce ve maddi, manevi hiç bir baskı altında kalmadan kullanabileceği en temel hakkı olmalı.
Sıradan bir film, aldı beni nerelere kadar sürükledi. Bugün de böyle olsun.
Reklamlar