Kehanetleri pek severiz, inanırız. Nostradamus çoğumuzun başucu kitabıdır. Hatta öyle ki her sabah gazeteyi açar açmaz acaba bugün ne kehanet buyurmuşlar diye bekler olduk. Son zamanların moda kehanetleri arasında bakalım neler var. Gerçi bunlardan bazıları ezelden beri söylenen ve asla modası geçmeyen, neredeyse tüm zamanların kehanetleri. Ozon tabakasının delineceği, buzulların eriyeceği, dünyanın sonunun geldiği, dünyayı yerle bir edecek depremlerin olacağı, yeni bir buzul çağına girileceği, ayda ya da mars gezegeninde yaşam siteleri kurulacağı, uzaya yolculuğun istanbul-ankara yolculuğu gibi sıradanlaşacağı, internet teknolojisinden sonra kağıt denen şeyin ortadan kalkacağı, bundan böyle kimsenin kitap okumayacağı v.s…

Bunların arasında küçüklükten beri duyduğum ve yine bir türlü gerçekleşmeyen başka bir kehanet daha var. O da, aşırı endüstriyelleşme sonucu bundan böyle tüm besin ihtiyacımızın haplarla giderileceği kehaneti. O gün bugündür yemek pişirme, pazar, bakkal, manav dolaşıp yiyecek alışverişi yapma, meyve kesip doğrama, servis yapma, çay, kahve ikram etme gibi zaman yiyici tüm bu lüzumsuz işlerin olmayacağı günlerin hayalini kuruyorum.

Tembele iş buyur sana akıl öğretsin demişler ya, benimki de işte bu hesap. Bana buyrulan bir sürü iş arasında en fazla vaktimi alan bu beslenme işi. Alışverişi, temizlemesi, ayıklaması, yerleştirmesi, pişirmesi, servis yapması, sonra kaldırması, sonra artanları buzdolabına koyması, kirlileri makineye yerleştirmesi, yıkanması, yıkanmışların yerine yerleştirilmesi ve tüm bunlar günde en az 3 kere… Yardım eden bile olsa ne büyük vakit kaybı değil mi? Hem de 2-3 saat içinde kanalizasyona boşaltacağımız bir şey için…Bazı besinlerin pişerkenki enfes kokuları da cabası yani. Mesela balık, karnıbahar, lahana gibi… Ya da sarımsaklı bir şeyler gibi… Bu gelişmeyi ben beklemeyeyim de kim beklesin?

Şimdi bir düşünün yukarıdaki haplardan mesela mavisi karnıyarık, beyazı sarma, kırmızı beyaz olanları pilav üstü kuru , sarılar portakallı ördek ya da pırasa, zeytinyağlı enginar olsa, ne dilerseniz o olsa, süper bir şey olmaz mıydı? O zaman bakın nasıl dengeli besleniyoruz hepimiz. Kim bakar fast food’un yüzüne. Ayda bir eczane alışverişi. Oldu bitti. Mutfak dolaplarına ne gerek var. Bir sürü tava, tencere, ocak, buzdolabı ne gerek var. İşte evin bir gözü boşaldı. Ben o mutfağın yerine kendime ait özel bir çalışma odası yapmaz mıyım? Tabii ki yaparım. Hem de ne güzel olur. Geri kalan vaktimle de gezerim, tozarım, hem de dengeli beslenemiyoruz, ben iyi anne değilim diye kendimi kahretmem.

İşte burada herkesin huzuru önünde erkeklerden geçtim ama kadın bilim adamlarına ya da bu projeyi gerçekleştirebilecek gücü olan her kim var ise onlara çağrıda bulunuyorum. Bu hayalim gerçekleşsin. Ne olur? Önce Eyüp Camii’nin avlusunda bulunan ve her bir köşesinde bir çeşme olan Eyüp Sultan’ın mezarının etrafında bu çeşmeleri açıp kapayarak 7 tur atacağım, sonra da 7 salı gidip Saint Antoine’a 7 mum yakacağım. Neden 7 derseniz vallahi bilmiyorum. Böyle gelmiş böyle gitsin derim…

Reklamlar