> Dün akşam lay lay lom yiyip içip yattıktan sonra bu sabah bir anda acı gerçekler ile uyanmadım tabii ki. Bunlar uzun zamandır beni bilinç altından ufak ufak kemirmekteydiler. Hatta daha önce bir iki ipucu bile verdim.

Birincisi şu meşhur kilo problemi. Geçen sene bu ayda içine girebildiğim hiç bir pantolon olmuyor. Hani içine giriyorum da fermuar kapanmıyor cinsiden değil. Tamamiyle giremiyorum. Dizlerimden yukarıya çıkmıyorlar.

İkincisi bilgisiyar bağımlısı olma durumu. Ben buralarda aaa yazıkolik oldum, yazmadan duramıyorum, falan gibi cazlar ederken bir de baktım ki ben aslında düpedüz bilgisayar kolik olmuşum da kendime itiraf edemiyorum. Yazı bahane. Her daim lap top’un başındayım. Yazı yazmasam bile, yok fotograflarıma bakayım, yok onları tasnifleyeyim, yok mailimi kontrol edeyim, aa acaba facebook’da bir değişiklik var mı, şu konuyu bir google’layayım, bir bakayım severek takip ettiğim bloglarda yeni yazı çıkmış mı, tercüme vardı yapılacak, hikaye vardı yazılacak derken sabahtan akşama ekranın önünden kalkamıyorum. Hayır, içeriye yemek hazırlamaya gidiyorum. Dün akşam mesela patates kızartması gibi bir şey yapacağım, bir patates soyuyorum, bir içeri bilgisayarın başına gidiyorum, sonra bir tane daha soyuyorum, sonra yine gidip bir mail’ime bakıyorum… Yani, durum çok ciddi.

Üçüncüsüne gelince ev basması durumları. Bu arada Gülse Birsel’in Epsilon yayınlarından çıkan Gayet Ciddiyim adlı kitabında hemen 13. sayfada yer alan “Evim, güzel, sıcak, uyuşuk evim” başlıklı yazısını bir okuyun derim. Bu ev basmalarının mantığını nasıl güzel anlatmış Gülse Birsel. Bu kitabı ben 2005’in Ocak ayında 26. Baskısından almışım. Gerçek anlamıyla bir Best Seller. Benim gibi kriz durumlarından home office yapmak gibi akılsızca bir karar alanlara tavsiye ederim. Valla keşke kirayı denkleştirmek için ofisin önüne mendil açmak, tartı koymak pahasına, kutu büyüklüğünde bile olsa kendi ofisimi açsaymışım diyorum. Evim güzel evim beni yemiş yutmuş durumda. Hazmetmeye ramak kala yani bu sabah kendimi eskisi gibi yürüyüşe atarak kurtardım.

Dolayısıyla da gelir gelmez acil atak planını geliştirdim. Her gün yürüyüş, daha önce başlanıp 1 haftada bırakılan sağlıklı yaşam rejimine geri dönüş ve en önemlisi bilgisayar başında geçirilen saatlerde kesin kısıtlama. Yazı içinde yine eskilerin olanakları olan kağıt ve kaleme geri dönüyorum. Haberiniz olsun. Nasıl olsa bin kere temize çekiyorum, bin kere düzeltme yapıyorum. En azından ilk taslak el yazısı olsun. Belki el yazım da gelişir bu arada. İlk okul çocukları bile benden güzel yazıyor…

Reklamlar