> Bizim evde doğum günleri ve yılbaşı dışında özel günler, hele bir de son zamanlarda iyice ticarete dökülmüş, suyu çıkmış olanlar ise pek kutlanmaz. Ama yine de adet yerini bulsun diye çam sakızı çoban armağanı bir şeyler verilir. Genelde de bunlar, çiçek, kitap, pasta ya da çikolata olur.

Bu sene benim 2 tane hamster’ım oldu. Bizde 2 tane kedi olduğunu bilmeyen varsa işte yukarıdaki fotografta görülebilir. Akvaryumdaki balıklara yaptıkları gibi anında başında nöbete geçtiler. Hamster’lar gelince bir kaç arkadaşım bana “demek senin kız kendi istiyormuş” yorumunda bulundu. Ama işin iç yüzü hiç de öyle göründüğü gibi değil. Tamamiyle bana alınmış ve gayet kişisel bir hediye bu hamsterlar.

Geçen haftalarda Ankara’da yaşayan kız kardeşim bir eğitim için İstanbul’daydı. Hafta sonunu da birleştirince epeyce kaldı. Biz hafta içinde görüşemediğimizden, cumartesi günü beraber dolaşmaya çıkalım dedik. Zaten o gün tesadüfen hiç işi gücü olmayan bir tek ikimiz vardık. O önce spor’a gitti. Sonra Kadıköy’de buluştuk. Çarşı içinde bir balıkçı da nefis hamsiler yedik, şalgam suyu içtik. Balıkçının ismini hatırlayamıyorum ama ilk fırsatta yeniden gidip burada da tavsiye edeceğim. Çıkışta aşağı inerken hayvan dükkanlarının birinin önünde büyük bir kafes ve içinde bir çok hamster olduğunu gördük. Şu tekerleğin içinde deli gibi koşarak öyle güzel oynuyorlardı ki. En az bir yarım saat kahkalar içinde onları seyrettik.

Bu işten en çok da dükkan sahibi memnun oldu.
Etraftan bizim kahkahaları duyanlar hamsterların başına toplandı ve seyretmeye başladı. Bedava reklam. Oradaki kafeste bulunan tekerlek ortaya asılmıştı ve her iki yandan da binişe müsade edecek şekilde açıktı. Dolayısıyla 5 tane hamster o tekerleğin başında, içinde yer kapışmak için neler yapmadılar ki. Her birinin kendi hızıyla hareket ettiğini unutmayın. Hamster’larda ekip ruhu falan yok, asla da olamaz. Bir müddet iki tanesi itiş kakış birlikte binebildiler. Diğer ikisi dışından binmeye çalıştı. Bir tanesi altta ezildi. Neyseki kemiksiz yaratıklar. Dönen tekerlek ile yer arasında kağıt olmasına rağmen her seferinde canlı bir şekilde kurtulup yeniden saldırıya geçti.

İşte biz o gün kız kardeşimle hamsterları seyrederken çok eğlendik. Sonra da eve gelip hamsterları anlattık. Ve ben ilk fırsatta hamster almanın gerekliliğinden bahsettim. Ama sonra da inanın tamamiyle unuttum. Geçen pazar kafesi görünce anladım olayı. Şimdi artık benimde iki tane hamsterım var. İlk gece kediler yer korkusundan yatarken kafesi içerde bir odaya kapattık. Ben bu sabah yürüyüşe çıkarken ilk defa kediler ile kafesi tek başlarına salonda bıraktım. Çıkmadan kedilere de iyice tembih ettim. Hamster’larıma iyi bakın, sakın onları yemeyin yoksa ben de sizi yerim, dedim. Geldiğimde hala kafesin başında nöbetteydiler. Ama sanırım arkadaş olacaklar artık. Çünkü şu şişko boz renkli olan varya o kafesin içinden tırmanmış burnunu uzatmış, bizim kedilerden biri de dışardan burnunu uzatmış, koklaşıyorlardı.

Kısa-kısa: Karışık yemleri var ama içinden sadece ay çekirdeklerini seçip yiyorlar. Ben de dahil olmak üzere bundan böyle bütün ev halkı yemek seçer oldu. Tanrım, bu benim kaderim mi? Bu sabah kafeslerini temizlerken boz olanı çekirdeklerini alıyorum zannetti ve beni ısırdı. Ben de seni ısırırım dedim ama ısıramam ki zaten bir lokmalık şey. Hamster’ların en çok ellerine bayıldım. Minnacık parmakları var. Hele o çekirdekleri tutmaları yok mu? Kaşınmaları çok komik. Hızlı sarılan film gibiler. Kediler ne yavaş hayvanlarmış yahu, onu anladım.

Reklamlar