>Beyaz Tavşan son gönderisinde bir okuyucusundan gelen mektubu yayınlamış. Burası . Ben de bu mektuba yönelik burada bir şeyler yazmak istedim. Kısaca mektup, dünyanın başarılılar ve başarısızlar olarak ikiye ayrıldığından dert yanan, kendisini başarısız hisseden ve bunu da kadere bağlayan bir kişiden geliyor. Beyaz Tavşan ise benzer tecrübeler geçirmiş kişilerden paylaşım talep etmiş. Mektubun ve Beyaz Tavşan’ın samimiyeti beni çok etkilediğinden bu konu hakkındaki düşüncelerimi ifade etmek istedim.

Hangi konuda olursa olsun başarısız olma korkusu insanın en temel korkularından biri, herkes için geçerli ve daima beynimizin içinde bir yerlerde mevcut. Bu korkuyu biz her an yaşarız. Kendimize kıyafet alırken bile. Ya yanlış alırsak, ya bize yakışmazsa, ya para boşa giderse, ya kaliteli değilse, ya aldatılırsak. Yemek yaparken. Ya beceremezsek, ya yakarsak. Bir yere giderken. Ya yolu bulamazsak. Ya birine sormak zorunda kalırsak. (Daha çok erkekler için). Bir teklif yaparken. Ya kabul etmezse. İş ararken. Ya bulamazsak.

Daha sonra başarı üzerine bilinmesi gereken bir kaç temel kavram var. Bunlardan birincisi başarının tanımı nedir? Başarı kelimesinin sözlükte anlamına baktım. “Bir işi istenilen biçimde sonuçlandırmak eylemi ile elde edilen şey.” Dolayısıyla başarı çok kişisel bir kavram. Bir kere istediğinizin ne olduğuna bağlı. Yani bir kişi için başarı olan şey diğer kişi için başarı olmayabilir. Örneğin ben küçüklüğümden beri yazmak istiyordum. Hatta hayalim bir yazar olmaktı. Şu an bloglar sayesinde bu isteğimi bir anlamda başardım. Evet, para kazanmıyorum. Hatta blog’umu okuyabilmek için kimse köşe kapmaca oynamıyor. Ama bu blog’a her gün bir gönderi yazabilmek benim için bir savaştı. Ve ben bunu başardım. Sadece kendim için yaptım. Üstelik ben bu blogla uğraşırken etrafımdakilerin çoğu da, ya beni vazgeçirmeye çalıştı ya da yapmak istediğimi küçümsedi. Bana bir getirisi olmazmış. Yaratıcı olup, konu bulamamış mıyım vs… Ama bir kaç kişi de gönülden destek verdi. Ve ben bugün çok gururluyum. Kimse okumasa da yazmaya devam edeceğimi biliyorum. En azından ileride torunlarım olursa onların merakla okuyacağını biliyorum. Çünkü benim annemden, babamdan ya da ananem, babanem ya da dedemden bu tarz günlük defterler kalsaydı ben zevkle okurdum. Sonra bir de “Kimse Okumazsa Ben Okurum.” Ve inanın okuyorum da zaten. Kıssadan hisse herkes önce kendini tanımalı ve kendi başarısının tanımını yapmalı.

İkinci olarak toplumda başarının anlamı malesef para ve zenginliğe denk geliyor. Bana kalırsa bu hem yanıltıcı hem de kişileri biraz kaderciliğe iten bir bakış açısı. Bu zenginlik konusu o kadar abartılmış ki, geçen gün gözlerime inanamadım. Bağdat Caddesinde genç bir bayan lüks mağazaların markalı kağıt torbalarını yere yaymış. Fotograf çekecek zannettim. Meraktan biraz bekledim. Tanesi 1 TL’den sattığını gördüm. Bu torbalar işportaya düşüp, tanesi 1 TL’den satılabildiğine göre varın siz düşünün zenginliğin toplumda ne kadar arzulanır bir şey olduğunu. Ve zengin göstermenin ne derece popüler ve önemli olduğunu. Cebimde beş kuruş olmadıktan sonra ben kendimi zengin göstersem ne olacak? Bu mağazalardan alış veriş yapabiliyor durumum var desem herkese ne olacak? Caddede dolaşırken elimde torba bana hayran kalsınlar kendimi başarılı hissedeyim peki eve girip kapıyı kapatınca ne olacak?

Kendini başarılı hissetmenin en birinci yolu para derdine düşmeden kendine bir uğraş bulmaktır. Üretim yapmadan olmaz. Bkz. Pretty Woman örneği. Julia Roberts Richard Gere’a peki sen ne üretiyorsun o zaman diye sorduğunda… Bugün eserlerini dinlediğimiz, seyrettiğimiz, okuduğumuz başarılı sanatçılar zamanlarında parasızlık ve yoksulluk içinde hiç bıkmadan tutkuyla üretmiş insanlardır. Ve bugün biz onları başarılı olarak tanımlıyoruz. Bu durum başarı ve para eşitliği diye bir şey olmadığını gösterir. 18. yüzyılda Voltaire de Candide’i yazarken bu konulara ilişkin bir sürü mesaj vermiştir. Yani bu başarı, can sıkıntısı, mutluluk konuları insanlık tarihi kadar eskidir. Bkz. İlk filozoflar, düşünürler. Farklı ve klasik kitaplar okumak kişiyi geliştirir. Odaklandığı noktadan ayırıp bakış açısını genişletir. Örneğin Voltaire’in Candide’i hayatı öğrenmekte olan saf bir kişinin başına gelen kısa ve akıl almaz hikayelerden oluşmuş bir bütündür. Okuması da çok eğlencelidir. Bir çok kişi bunu başucu kitabı olarak kabul eder.

Yazı biraz uzun oldu ama, üçüncü önemli bir nokta daha var. Karşılaştırmalar yapmak sadece ve sadece mutsuzluk getirir. Ayrıca kişinin kendisini bir başka kişiyle karşılaştırması mantıken elma ile armutun karşılaştırılması kadar saçmadır. Şöyle ki her birimiz eşsiz yaratılmışızdır. Evet insan sınıfına giriyoruz. Hepimiz aynı gibi görünmekle beraber her birimiz kendine özgü ve eşi olmayan insanlarız. Her birimizin yeteneği, kapasitesi, ilgi alanı ve daha bir sürü özelliği çok farklıdır. Parmak izimiz tek, DNA’larımız tek, göz rengi, ruhumuz, bedenimiz, beyin hücrelerimiz her bir özelliğimiz tekdir. Bazı zevklerimiz ve tercihlerimiz kabaca gruplandırılabilir ancak bir arkadaş sohbetinde iyice detaya inildiğinde onların da aslında belirli noktalarda farklı olduğunu hissederiz. Dolayısıyla yapılabilecek tek karşılaştırma insanın kendi kendisi ile yapılan bir karşılaştırmadır. Geçen sene Ocak ayında ben ne durumdaydım bu sene Ocak ayındaki durumum nedir? Memnun muyum? İlerleme kaydetmiş miyim? Neler yapabilirim ya da yapmayabilirim? Ayşe çok başarılı ben niye değilim gerçekte anlamı olmayan bir cümledir.

Uzun seneler hep başkalarının bana önerdiği işleri yaptım. Ama bir süredir istediğim ve kendimde yetenek göremediğim için asla bulaşmaya cesaret edemediğim işlere döndüm. Bunlar yazı yazmak, fotograf çekmek ve resim yapmak. Her birinde de ayrı ayrı gördüm ki ne kadar çok okur ve yazarsanız o derecede iyi yazmaya başlıyorsunuz, ne kadar çok resimlere bakar ve yaparsanız o kadar daha iyi resmetmeye başlıyorsunuz, ne kadar çok fotograf inceler ve çekerseniz o kadar daha iyi çekmeye başlıyorsunuz. Yani bir işte başarılı olmak için, önce o işi keyifle ve tutkuyla yapmalı ve devam ettirmelisiniz. Yetenek herkese belirli miktarlarda dağıtılmış. Ama sorun onu geliştirebilmekte. Bunun yolu da çalışmak ve deneyim kazanmak. Para kazanmak asla kendi başına bir hedef olamaz. Ancak hedeflerinizi gerçekleştirmek için bir araç olabilir. Sonuç odaklı olmak her zaman iyi değildir. Süreç çok önemlidir. Biz insanlar hemen sonucu görürüz ama süreçlerin sancılı geçtiğinden kimse söz etmez. Bunlar zaten benim söylediğim sözler değil ancak gözlemlerimle doğruluğunu kendime ispat etmiş olduğum gerçeklerdir.

Hiç unutmadığım bir şey var. Orhan Pamuk bir röportajında ilk kitabı olan Cevdet Bey ve Ailesi’ni yazmanın 10 sene sürdüğünü söylemişti. 10 sene bir proje üstünde çalışmak ne demek? Dile kolay. Ve kendisi o kitabı yazmaya başladığında eminim bu başarıyı ve Nobel ödülünü almayı düşünmemişti. Belki, içinde çok derinlerde bir yerlerde arzulamıştı. Onun için başarı 10 sene üzerinde çalıştığı bir projeyi sonuçlandırabilmekti. Basılacağından bile emin değildi belki de… Severek yapabileceğiniz bir iş bulun. Sizin için hobi gibi olsun. Canla başla hiç bıkmadan çalışın. Başarı kendiliğinden gelir.

Yine benim için önemli iki söz daha var ve karşılaştığım her durumda bunları aklımdan çıkarmamaya çalışıyorum.

“Değiştiremeyeceğiniz şeylere zaman ve emek harcamayın.”
“Ancak ve ancak kendinizi değiştirebilirsiniz, başkaları ya da başka şeyler üzerinde hükmünüz yoktur.”

Yazı çok uzun oldu. Ben bile yazarken sıkıldım. Bir de 1o sene yazmaktan bahsediyorum:))
Reklamlar