>Herkesin bir deli zamanı vardır diye düşünüyorum. Benimkiler oldukça sık ve uzun olurlar. Profilime girip bakmış olanlar terazi burcu olduğumu görmüşlerdir. Terazi her ne kadar dengeyi temsil etsede, bu burcun insanlarının bana kalırsa kimselere benzemeyen kendilerine has bir dengeleri var. Bazen kendileri bile şaşarlar.

İşte bu deli zamanlar bir süredir beynimi kemiriyor. Aklımda bir sürü soru var. Herkesin başına geliyor mu? İnsan hayatında bu zamanları tetikleyen bir şeyler var mı? Yoksa tamamen biyolojik ritm ya da ayın döngüleri falan gibi mistik olaylara mı dayanıyor? Bu durumlarda erkek ve kadın ayırımı var mı? Yaşlı ya da genç ayırımı var mı? Genetik mi? Bir an bizimkilerin deli zamanları aklıma geldi de. Bana kalırsa onlarınkiler de pek gitmiyorlar zaten… Ya da bana öyle geliyor…
Neyse bu deli zamanlarda bana ne oluyor? Ben ne yapıyorum? İçim kıpır kıpır oluyor. Erkenden kalkıyorum. Aklıma cin fikirler geliyor. O kısmını çok seviyorum. Şimdilerde onları yazıya dönüştürmeye başladığımdan beri içimde biriken enerjiyi daha kolay eritebiliyorum. Gerçi bu göreceli olarak uzun bir süreye yayılan bir dönem. Öyle bir günde falan geçip gitmiyor. Ben enerjimi ne kadar tüketsem de, o başka bir yandan yine doluyor. Havuz problemleri gibi. Asla boşalmıyor.
Bu zamalarda bir de hiç hoşuma gitmeyen ama kendimi frenleyemeyip yaptığım bir şey var ki, bunu ne kadar duvarlara da yazsam, “beni engelleyin” diye evdekilere de tembih etsem, her seferinde yapıyorum ve her seferinde pişman oluyorum. Hem de gizli gizli yapıyorum. Evde kimse yokken. Bir an çok önemli itiraflarda bulunacağım zannettim kendimi…
Temizlik yapıyorum, temizlik. Ama öyle bildiğiniz temizliklerden değil. Evi gıcır gıcır etme falan değil. O taraklarda hiç bezim olmadı. Tavan arası temizliği bu. O an ihtiyacım olmadığını düşündüğüm kendi eşyalarımı atıyorum. Üstelik önem vermediklerimi atsam neyse de gidip en değerli hatıralarımı seçip buluyorum ve artık bunlara ihtiyacım yok diyerekten kapının önüne koyuyorum. Geçen yıllarda bu huyumun aslında iyi bir şey olduğunu anlamam için bir arkadaşım beni Feng Shui ile tanıştırdı. Şu an Feng Shui’den nefret ediyorum.
Bu şekilde nelerim gitti. Orta okul, lise zamanlarından bu yana sakladığım, biraz da abartayım 1000’e yakın müzik kasedim. İki koca karton koli şeklinde çöpü boyladı. Hele bir de aralarında asla bulamayacağımı düşündüklerim var. Mesela Styx’in konser kasedi. Hadi onu geçtim, Hardal isminde bir grup vardı Türkiye’de bir zamanlar. Çok aradım ama izlerine rastlayamadım.
Attığımı hatırlamama rağmen okul yıllıklarım ortada yok. Kendimden acayip şüpheleniyorum. Muhtemelen faili benim. Yoksa kimin ne işine yarasın? Kim neden atsın?
Sonra Fransa’dan aldıklarımın da içinde olduğu yine taaa eski zamanlardan bu yana biriktirmiş olduğum kitaplarım. Hatta imzalı olanlar bile… Şu an elimde sadece son 10 yılda almış olduklarım var. Onların arasından da bir zaman geldi beğendiklerimi başkalarına verdim. Ve geri alamadım. Durgun zamanlarımda bunların hepsini mumla arıyorum.
Bir de Lyon’da bir mağaza vardı. Moda defilelerinde mankenlerin giymiş oldukları giysileri, ayakkabıları çok uygun fiyata satardı. Genelde 39 numaradan başladığından ayakkabılar bana olmazdı ama siyah bordo kırmızı kırçıllı yün bir palto almıştım kendime. Senelerce üstümden çıkarmadım. İşte bir de ona üzülürüm en çok. Bu arada ortadan kaybolan mutfak malzemeleri, ceketler, pantolonlar, ıvır zıvırlar onları saymıyorum tabii…

Niye şimdi bu sabah bunlardan bahsettim ben de bilemedim. Belki rüyamda gördüm. Belki de deli zamanlarım yine geliyor. Kendime telkin havasında…
Reklamlar