> Bir kaç seferdir resim yaptığımdan bahsedip duruyorum. Bir de çok matahlarmış gibi ahkam kesiyorum ya, bir anda yaptıklarımı hiç paylaşmadığımı farkettim. İşte yandaki. Sonuç olarak ne tip fotograflar çektiğim ortada. Eh, nasıl yazı yazdığım da belli. Gerçi atölyede kurmaca üzerine çalışıyoruz. Böyle çala kaşık köşe yazmaya benzemiyor. Ama gene de, üç beş, ben dahil herkesin yazı tarzı oturmaya başladı.

Bu sabah saat altıda kalktım. Saat 11’e kadar yazı ödevimi yaptım. Sonra da biraz oraya bakayım, biraz burayı okuyayım derken zaman çok çabuk geçti. Çevirilerimin büyük bir kısmını dün itibariyle bitirdiğim için ve bundan sonra gelecek tekliflere tüm cesaretimi toplayarak hayır diyeceğim için kendimi kuşlar gibi özgür hissediyorum. Hayır diyebilmek bana göre gerçekten bir sorun. Ama bu sefer kesin kararlıyım. Sadece ve sadece kendi çizdiğim yolda ilerleyeceğim. Bu söylediğim, profilimde bahsettiğim şu bininci kereki prensiplerimden bir tanesine benzedi gibi geldi bir an. Bu sefer bozmamak için parmaklarımı çapraz yapıyorum.
Neyse, şu yukarıda görülen ki gibi bir kaç yağlı boya ve akrilik denemesinden sonra kendimi yazıya vermeye ve resim işinde de soyuta bakmaya karar verdim. Zaten görünen köy kılavuz istemez. Hani tımarhane de akıl hastalarını iyileştirmek için eline fırça ve boya verirler ya. Yanlış anlaşılmasın, hiç girmişliğim yok ama. Kuşlar öyle söyledi. Dök bakalım içini, aç kutuyu anlat kötüyü misali… Yaa, sözü de hatırlayamadım ama bunun gibi bir şeydi. Ben de içimde ne renk varsa onları tuvale yansıtmaya karar verdim. Hem küfür bile edebilirim. Nasıl olsa herkes kendine göre yorumlayacak. Yazı gibi değil ki bu. Belki de, şu soyut çalışmış olan, şimdi rahmetli ünlü ressamlar da, biz bakanlara ağzına geleni söylemiş, sövmüşlerdir. Ne biliyoruz ki. Şimdi de yukarıdan biz böylesine güzel, romantik, edebi yorumlarda bulundukça bulutlardan düşercesine gülüyorlardır. Hatta birbirlerine dirsek attıklarını bile görüyor gibiyim.
Reklamlar