> Bu sabah çok ilginç bir durumun farkına vardım. Anlatacak çok şey olduğunda da, aynı anlatacak bir şey bulamadığın zamanlardaki gibi bir sıkıntıya düşüyorsun. Nereden başlasam? Ne anlatsam? Bilmem bu durum herkeste var mı? Yoksa gevezelere özgü bir şey mi?

Şimdi beni çok zorlayan bir durumu anlatarak içimi dökeceğim. Benim kızım genelde gevezedir. Ama onunkisi seçici bir gevezelik. Şöyle ki, okuldan eve gelince pek konuşmaz, anlatmaz. Yemeğini yer, ödevini yapar, arkadaşları ile iletişim kurar, televizyonda sevdiği dizileri izler, duşunu yapar, yatma saati gelince de çenesi öyle bir düşer ki, susmak bilmez. Ama her akşam bu böyle. Tatil zamanları hariç. Hep bir seçim yapma durumu içine sokar bizi. Aklıma bir an, özgürlük ve seçim üzerine yazdıklarım geldi. Özetle, bize göre hayat seçimlerden ibaret olduğu için, en küçücük yaşından bu yana ona, hep bir seçenek sunmaya çalışmışızdır. Hayata hazırlamak bab-ında. (Nasıl yazılıyordu bu kelime?) Şöyle ki; Bak kızım, Kırmızı mı, mavi mi? Havuz mu, Deniz mi? Sinema mı, lunapark mı? Ayakkabı mı, oyuncak mı? gibilerinden… Bir an bizden intikam aldığını düşündüm.

Okul zamanları her akşam onun bize sunduğu seçenek şu. Evet yatmam lazım. Sizin de aklı başında, sorumluluk sahibi bir anne baba olarak beni yatırmanız lazım. Çünkü yarın sabah okula gitmek için çok erken kalkacağım. Ve dersler ya da sınavlar her neyse o esnada zinde olup iyice anlayabilmem için beynimin dinlenmiş olması gerek. Diğer yandan size söyleyeceklerim var. Ve bu söyleyeceklerimi ancak ve ancak, bugün ve bu saatte söyleyeceğim. Ne hafta sonunda, ne de okuldan döndüğümde, ne de tatil zamanı bunları size anlatmayacağım. Sizinle bu konuda iletişim kurmayacağım. Bunu da kötü niyetimden değil, gerçekte birlikte geçirebileceğimiz bol vakit olduğu zamanlarda aklıma bir şey gelmediğinden yapıyorum. Kıssadan hisse dar zamanlar benim sizlerle en paylaşımcı olduğum zamanlar. Öyleyse karar verin. Beni dinleyecek misiniz? Yoksa hemen uyumamı mı istiyorsunuz?

Gel de yap bakalım, şimdi seçimini. Aslında anlatacakları da genelde dinlemeye değer şeyler olur. Birincisi, çok komik anlatır. Hani biraz utangaçlığı olmasa, sahnelere fırlayacak, Cem Yılmaz’a taş çıkartacak derim. Olayların hep komik taraflarını bulur, bir de anlatırken öyle bir taklit yapar ki, bahsettiği kişi ya da nesne her neyse karşınızda sanırsınız. Bir keyiftir dinlemek. Ya da bazen, önemsiz bir havada, ama onun canını sıktığını, ne yapacağını bilemediği bazı çok önemli konulardan söz açar. Fırsatı yakaladıysam eğer ne mutlu, aklındaki fikirleri, canını sıkan şeyleri kafasında yerleştirebilmesine yardımcı olacak ufak tefek ipuçlarını veririm. Ama yok, sen şimdi uyu, sınavın da var bak, yarın okuldan dönünce konuşuruza kaçarsam, işte tren kaçtı demektir. Bir sonraki istasyonda da asla durmaz. Ekspres bu.
İşte her akşam, yatma saati yaklaşırken bir korku kaplar içimi. Tanrım, derim bana biraz daha yaratıcılık gönder ki, bu akşam da yüzümün akıyla çıkabileyim bu işin içinden. Aslında genelde dinlerim söyleyeceklerini, sonuç olarak bu fırsatlar bir daha ele geçmez.
Bir de inanmışım ben hayattaki başarının okul başarısı ile ilgili olmadığına. Kişisel olduğuna. Evet, okul eğitiminin faydası olduğu gördüm. İyi okullarda okumak, ya da her hangi bir okulda iyi okumak artı bir kazanç. Ama, bunun yanında, ne iyi okullardan, ne yüksek derecelerle mezun olup da hayatını kendi elleri ile çöpe çevirmiş kişileri de gördüm.
Sonra bir de, gezip görmenin, deneyerek yaşamanın, sıralarda oturup birinin anlatmasını dinleyerek öğrenmekten çok daha fazla işe yaradığını biliyorum. En azından benim annem ve babam ben orta okuldayken bana 1 ay rapor alıp beni, neredeyse tüm Türkiye’yi bir otobüs dolusu arkadaş grubu ile dolaşmaya çıkardığında bunu çok iyi anlamıştım. O yüzden, eğitim işindekiler duymasınlar, okul hep ikinci plandadır benim gözümde. Buradan okul başarılarını takip etmediğim anlaşılmasın. Hem takip eder, hem de takdir ederim. Bir seferde kırık not alsın, ama bana anlatacakları ne onun içinde kalsın, ne benim aklıma takılsın.
Bunları bilirim, böyle düşünürüm ama bazen de kaptırırım kendimi etrafta her gün gördüğüm, bu sonu gelmeyen yarışa, unuturum kendi doğrularımı, bildiklerimi. İşte o zaman bu günlükleri açar bakar, yine kendimi bulurum diye yazıyorum.
Reklamlar