> Dün dışardayken vergi dairesinden gelip beni yoklamışlar. Eksik olmasınlar. Pek sevindim. Vergi dairesi bile olsa aranıp, sorulmak güzel bir şey. İnsana varolduğunu hissettiriyor. Tabii beni evde bulamayınca kapıya da kağıt bırakmışlar. Aynen şöyle yazıyor: “Geldik, evde yoktunuz. Bir kahvenizi bile içemedik. Ama sıramızı savdık. Dolayısıyla yarın sabahtan sizi kahveye bekliyoruz. Kendinize iyi bakın.”

İşte bu not yüzünden sabah erkenden vergi dairesindeydim. 2002 yılında serbest çalışmaya geçmek için bir vergi numarası almıştım. Ancak daha sonra güvenilir kaynaklardan çeviri, el sanatları, fikir ürünü, gibi kişisel becerilere dayanarak ortaya konan el emeği göz nuru işlerin vergilendirilmediği öğrendiğim için hiç kullanmadan kapattırmıştım. Meğersem kapanmamış. Sıkı takipteler, mecburen bende sıkı takibe geçtim. Yakında sonuçlanır umarım. Bu arada Vergi Dairesi memurları gerçekten çok şeker. Yardımcı olmak için ellerinden geleni yaptılar. Beni bir de güzel ağırladılar. Her ne kadar ben dün evde bulunmayarak onlara ayıp ettimse de aramızda bunun lafı bile olmadı.

Dönüşte bizim buralardaki gül bahçesinden geçeyim dedim. Bu gönderinin fotografları da oradan. Taze, taze. Zaten öyle güzel kokuları vardı ki, sanki içlerinden geçmeye davet ediyormuş gibiydiler. Hepsi de misk-i amber kokulu. Düşen yapraklardan iyi reçel olur. Haberiniz olsun. Bugün topladınız, topladınız yoksa yarın hepsini süpürürler valla.

Bu arada aklıma gelen Sana Gül Bahçesi Vadetmedim isimli kitaptan bahsetmeden duramayacağım. Çok eskiden okumuştum. Konuyu net hatırlamama rağmen detayları için yeniden okumak istiyorum. Bir de okuduğumda genç kızdım. Şimdiki bakış açımın çok daha farklı olacağına eminim. Kitap biz de Metis Yayınlarından çıkmış. 16 yaşında şizofren teşhisi konulan bir kızın akıl hastanesinde sağlığına kavuşması. Aslında bir parça otobiyografik. Yazar Joanne Greenberg kendi tedavisini romanlaştırmış. Belki de o yüzden çok güçlü ve etkileyici bir kitap. Bir de beyin yapısı ve işleyişi beni çok etkiler. Dolayısıyla normal kişiler tarafından hastalık olarak tanımlanan farklı beyin yapıları ise benim üzerimde daha bir etkili olmuştur. Hep merak etmişimdir.
Bir zamanlar birinin bir sözünü okumuştum bir yerlerden. “Başkalarının deneyimlerini dinlememe ya da okumama gibi bir lüksüm yok. Her şeyi kişisel tecrübeyle öğrenmeye ömrüm yetmez.” gibi bir şeydi. Hatta bana sorarsanız vazgeçtim kişisel tecrübeden, başkalarının tecrübelerini dinlemeye ya da okumaya bile vakit yok. Keşke bilgi geni diye bir şey olsa ve bu genlerde diğerleri gibi babadan oğula, anneden kıza geçse de her nesil kendi kendini tekrar edip durmasa. O zaman amma ilerlerdik. Şimdilik, biz insanlar, hepimiz mehter marşı gibiyiz valla.
Reklamlar