> Dün sabah erkenden festivale gitmek üzere evden çıktım. Metro ile gideceğim böyle zamanlarda evden özellikle kahvaltı etmeden çıkıyorum. Mecidiyeköy’de metro inişinin önündeki simitçinin çatallarından yandaki gibi en kızarmış bir tane ile güne başlamak mükemmel. İstanbul’un en güzel çatalları bence bu adamın sattıkları.

Saat 10 gibi okuldaydım. Veliler akşam saat 17’den sonra davetli ama ben yardım komitesindenim. Dolayısıyla sabahki gösterilerde soyunma odasında görevim var. Öğleden sonra da büfelerin hazırlanmasına yardımcı olacağım. Akşamada satış elemanı olarka görevliyim. Yani yoğun bir gün. Kızların soyunma odasına girdim. Benimki mahsun bir kenarda. Ne oldu? diyorum. Ağlamaklı bir şekilde bana şöyle söylüyor. Akşam kedi tüm giysilerime işemiş, hepsi çok pis kokuyor. Oradan tüm sınıf bağırıyor. Evet, evet, çok pis konuyor. Bir kutu deodorant boşalttık. Ama yine de geçmedi. Ben şimdi ne giyeceğim? Alıyorum giysilerini kokluyorum. Deodorant kokusundan midem dönüyor. Ama inanın kedi çişinden eser yok. 30 senelik kedilerle ortak yaşamdan sonra hiç atlayacağım bir konu değil bu. Kedi bir kere bile işemiş olsa siz de sonradan 100 kere bile yıkamış olsanız o koku yine de gitmez. Dolayısıyla öyle bir şey yok. Ama derinlerden garip ve değişik bir koku geliyor gibi sanki. Biraz düşünüyorum. Hamsterlar geldiğinden beri ev zaten öyle bir kokuyor ki… anlatamam. Dışardan gelindiğinde çok belirgin. Ama bir müddet içeride vakit geçirdikten sonra burun kokuyu kanıksadığından farkedilmiyor. Büyük ihtimal ondan diyorum. Hepsi birden evet, evet diyorlar. Peki ne olacak? Mutlaka yeni giysiler lazım. Eee. Okul dağ başında. En yakın medeniyet yarım saat ötede. Kızlar, biz başımızın çaresine bakarız sen git yeni giysi al da şu kokudan kurtulalım diyorlar. Gerisin geri gidip, 2 saat sonra yeni giysilerle tekrar bir giriş yapıyorum. O arada bizimki sahnede. Ucu ucuna yetişmişim. Ama bundan sonra bütün gece keyifli geçiyor.

Yaptıkları gösteri çok beğenildiğinden yurt dışından davet alıyorlar. Seneye kasımda oyunlarını sergilemek üzere bir yolculuk göründü bile bizimkilere. Şimdiden pek heyecanlandılar. Bu yaz nasıl geçecek?

Günün geri kalanında türk yemekleri büfesinde satış yaptım. Epey bir hasılat topladık. Bu toplanan paralar daha sonra çocukların çeşitli seyahatlerinde kullanılıyor. Akşam sekizden sonra ise yeniden gösterileri seyrettim. Son oyun olarak Keşanlı Ali Destanı vardı. Farklı ve modern bir şekilde sahneye konmuş. Şimdiye kadar seyrettiğim en güzel Keşanlı Ali Destanıydı. Bence değme tiyatroculara taş çıkartacak derecede de güzel oynamışlar. Hepimizden bir Bravo aldılar. Ekip başları ve sahneye koyanın Matematik Öğretmeni olduğu da göz önüne alınırsa gerçekten çok başarı bir çalışma çıkartmışlar. Eee, az uğraşmadılar hani. Bütün sene her cumartesi 5 saat prova üstüne prova yaptılar. Prömiyerleri de geçen pazartesi Kocamustafapaşa sahnesinde oldu. Biz malesef gidemedik. Ama okulda bahçeye kurulan sahnede seyretmek inanın daha keyifli. Üstelik de canlı orkestra eşliğinde. Enstümanlarda ingilizce öğretmeni, fizik öğretmeni, vs…

Yorgun argın ancak çok keyifli bir şekilde eve döndük. Yatağa girdiğimizde saat 1:30’u gösteriyordu. Bizimkini bilmem ama okul bitince ben bu Festival günlerini çok özleyeceğim. Neyse daha bir kaç senemiz daha var. İyice tadını çıkartmalı…

Reklamlar