> Dün bizim lisenin pilav döner günüydü. Öyle asırlardır bu geleneği sürdüren bir liseden değilim ben. Bizimkisi sonradan görmelik. Hem de ne biçim. Görmemişin pilav günü olmuş tutmuş saat 17’ye koymuş gibi bir durum. O saatte kim gelir ki? Hadi gelse sonradan toplanıp nereye gidilir ki? Zaten akşam olmuş. Ertesi gün pazartesi iş başı. Büyük ihtimal daha az pilav ve döner masrafı olsun diyedir. Zaten bunca senelik okul neden bir kaç senedir bu geleneği çıkardılar onu da anlamış değilim. Mezunlar Derneğini kurma girişimcilerinden birilerinin, belki de hepsinin eşi kesin bu yüzyıllık pilav geleneği olan okullardan mezundur. Ve aşırı kıskançlık durumları söz konusudur. Bizim zamanımızda bir tek sene bile yıllık çıkaramamıştık. Varın siz düşünün birbirimize bağlılığımızı ve okula verdiğimiz önemi. Ama yaş kemale erdikçe bit pazarına nur yağıyor sanırım. Bu sabah tüm iyi niyetlerim üstümde.

Böyle dediğime bakmayın. Ben dahil hepimiz çok mutluyduk birbirimizi yeniden bulabildiğimiz için. En nihayetinde bizim dönemin en hakikatlileri bizler çıktık. Tam tamına 4 kişi toplandık gittik. O zamanlar yaklaşık 30-35 kişilik 3 şube vardı. Gelenler sadece bizdik. Aynı şubeden. A şubesi. O zamanlarda çok çalışkan olup, daimi iftihar tablosuna geçen bir arkadaşımız elindeki fotografları toplamış getirmiş. Ne iyi etmiş. Baktık, hasret giderdik. Azıcık da dedikodu yaptık. Hatta bol bol. Burnu büyüyenleri çekiştirdik. Güldük.

Sonra sınıfları dolaştık. Klasik tur. Aslında ben daha önceden okula gidip dolaşmıştım. Bakalım nasıl durum diye. Valla aslını öğrenmek isterseniz 1979 senesinde nasıl bıraktıysam aynen öyle buldum. Bir tuğlanın bile yerini değiştirmemişler. Abarttım. Sakın inanmayın. Biz tam sınıftayken, bizden habersiz bir 5.cimiz daha geldi. Dolayısıyla epey verimli bir buluşma oldu. Beni tahtaya kaldırdılar. Dikkat edilirse üzerimde Festival günü ile aynı ceket olduğu görülebilir. O günden bu yana ben de, üstümdekiler de yıkanmadı. Hatta böyle yatıp kalktım.

Okulda değişiklik yok dedim ama aslında var. Sınıfın düzenini ve malzemelerini değiştirmişler. Bizim zamanımızda sıralar iki kişilikti ve tahtadan ağırlığı olan şeylerdi. Disipline gitmek pahasına üzerine isimlerimizi kazıyabilirdik. Şimdikiler ise fotografta görünmüyor ama dandirikten. Plastik demir karışımı tek kişilik bir şeyler. Bir tekme atsan uçup duvara yapışacaklar. Halbuki bizimkilere tekme atıldığında ayak kırılacak gibi olurdu. Bu şekilde tek kişilik sıralar ile komşu-konuşma problemini, sınavlarda bilgi alışverişi arızalarını çözmek istemişler sanırım. Ne derece başarılı oldular bilemem. Her derde bir deva bulunur. Özellikle de yaratıcılık düzeyi yüksek genç beyinler söz konusu ise. Bir de bizim zamanımızda pencere kenarlarında oturmak mümkündü. Yüzümüz de kapıya bakardı. Böylelikle pencere kenarındakiler bütün ders boyunca bahçeyi seyredebilirler, bahçede beden dersi olurdu, diğerleri ise gözlerini kapıya dikerek koridordan gelen geçene bakabilirlerdi. Sanırım bu durumu da öğrencilerin sırtlarını pencereye, yanlarını da sınıfın giriş kapısına döndürerek çözmüşler. Ne istediler ki sakin sakin dışarıyı seyredenlerden anlamadım. Şimdi sınıftaki gürültü boyutunu merak ettim doğrusu…

Gerçi şimdiki gençlik ne durumda bilmiyorum ama biz müdürün odasından çıkmazdık. Bir de sürekli kurul önündeydik. Hem de topluca. Erkekleri zaten her sabah o zamanların müdür yardımcısı Süleyman bey kahveden toplardı. Sınıfta kanyak içilirdi. Genç öğretmenlere çıkma teklif edilerek, ağlatılırdı falan… Daha anlatmayayım yoksa blog yazıları ile bugüne kadar korumuş olduğum imajı çizdirme tehlikesi sınırlarında olacağım. Bir de kendi kızıma örnek olma durumları, sorumluluğu falan var. Aslında şöyle tüm bunları hep erkekler yapardı. Biz kızlar hiç bir şeye karışmaz, seyirci kalırdık. Sadece derslerimize çalışırdık. Şaçlarımızda kurdelelerimiz vardı. Çok usluyduk, örnek talebelerdik. İster inanın, ister inanmayın.

Sonuç olarak güzel bir pazar günüydü. Günden güne kalabalıklaşmak ve zaman zaman pilav günü olmasa da toplanıp görüşebilmek umuduyla ayrıldık.

Reklamlar