>Bir furya halinde peşpeşe çevirdiğim kitapların sonuncusu ve en ilgimi çekeni bu İkon Markalar oldu. Bu sene çevirisini üstlendiğim en nihai bir kitap daha var ama geçtiğimiz ay teslim ettim. Henüz yayınlanmadı.

İkon markalar neden ilgimi çekti? Bir kere reklam kampanyaları üzerinden Amerikan uygarlık tarihi anlatılmış bu kitapta. Ya da tam tersi Amerika’nın toplumsal gelişimi doğrultusunda ülkedeki reklam kampanyaları ve başarı oranları, sevilme dereceleri incelenmiş. Ülkenin ekonomik, politik ve kültürel durumları ana hatları ile çizilmiş. Her birinin de kıyaslamalı analizleri yapılmış. Amerikan kültürünün o anki durumu “L’air du temps” dedikleri zamanın havası ya da o anki güncel atmosfer olarak çevrilebilecek ortamla bağlantı kurularak reklam kampanyalarının incelenmesi gerçekten ilginç sonuçlar vermiş. Reklam dünyasında olanlar için bana kalırsa farklı bir bakış açısı getirmesi açısından faydalı. Bense ezelden beri reklam çocuğu olduğum için bu kitabı çok sevdim.

Reklam sevgimden bahsederken aklıma geldi. Televizyonun ülkemize ilk geldiği günlerde arkadaşlarla severek ve çığlık çığlığa oynadığımız bir oyun vardı. O anda gösterilen reklamın, ilk on saniye içerisinde, hangi ürüne ait olduğunu bilme yarışması. Ben bu oyunu koskoca kız olana kadar oynadım. Şimdi reklamların zaplanması moda. Bizde de en fazla kavga gürültü işte bu yüzden çıkar. Nadiren televizyon seyretmeme rağmen film arası reklam kuşağı belirdi mi, asla zaplattırmam. Yani gene reklam kuşakları bizde çığlık çığlığa geçilir. Sinema salonlarında da aynı durum söz konusu. Bir filme asla ucu ucuna girmem ki, reklamları seyredebileyim. Ve yine aynı nedenden film arasında pek çıkmam. Bu arada tüm reklamları bildiğim sanılmasın. Malesef hepsini takip edebilecek vaktim yok.

Douglas Holt bu bu kitabı yazarken, ki evvelinde muazzam bir araştırma yatıyor, okuyunca siz de anlayacaksınız, öyle çala kaşık yazılmış bir şey değil, Amerika’da satışa sunulan beş büyük markayı ele almış. Coca-Cola, Harley Davidson, Mountain Dew (PepsiCo şirketinin ülkemizde pazarlanmayan bir gazlı içeceği), Budweiser (Bira) ve Volkswagen.

Bu kitaptan ayrıca Amerikan toplumuna ait bir çok unsur da öğrendim. Örneğin Hillbilly. Amerikan toplumunun kuzeyde dağlık yörelerde yaşayanlardan bahsederken onlara vermiş olduğu bir lakap. Hani bazen bizde de vardır ya… Yol yöntem bilmeyenler için söylenir… “Dağdan gelmiş işte” diye… Aynen o şekil. Kelimelerle anlatmak mümkün değil ama Hillbilly deyince, “baltalar elimizde, uzun ip belimizde, biz gideriz ormana” tarzı dağ köylülerini düşünmek gerek.

Bir de Redneck’ler var. Güney’in beyaz köylüleri, işçileri, ameleleri anlamında. Ensesi Yanıklar şeklinde çevrilebilir. Güneş altında pamuk tarlalarında eğilip çalıştıklarından enseler pancar olmuş. Bizim “amele yanığı” tabir ettiğimiz cinsten.

İşte bu tarz ufak tefek bilgiler yüzünden, kitabı okurken kendi ülkemdeki uygarlık tarihi, zamanın havası ve reklamları hakkında düşünmemi sağladığından, karşılaştırma yapma imkanı verdiğinden dolayı bu kitabı çok sevdim. Douglas Holt’tan çok şey öğrendim. Motosiklet sevenler!! Harley Davidson efsanesi çok güzel anlatılmış. Bana Easy Rider filmini tekrar seyretme isteği verdi. Ayrıca her şeyi burada anlatmam mümkün değil. İlginizi çektiğini düşünüyorsanız ya da farklı bir şeyler okuma ihtiyacı duyarsanız mutlaka alın derim.

Reklamlar