> Bugün eksikliğini en derinlere kadar hissettiğim büyük bir şey kayboldu hayatımdan. Bu yok olma öyle hemen olmadı. Ani bir kayıp değildi. Belirtileri üç dört sene önce başladı. Hemen farkettim. Zaten farkedilmeyecek gibi değildi. Sanki bir sonun başlangıcıydı. Önemsemedim. Olmamış gibi davrandım. Hiç ilgilenmedim. Yok saydım. Çoğunlukla da bunu başardım. Bu süreci hayatımdan sildim attım. Sanki başka biriydim. Başkasının bedenine girmiş, başkasının hayatını yaşıyordum. Gerçekte bedenin içindeki yine bendim. Ama kaç tane ben vardı? Ve hangisi haklıydı?

Bugün bile bu yokluğu çok güçlü bir şekilde hissetmeme, gelecekte beni bekleyenleri iç güdüsel bir şekilde bilmeme rağmen hala hangi benin haklı olduğunu bilmiyorum. İşin garip tarafı pişmanlık duymuyorum. Bugün o zaman olsaydı ve ben bu yok olmayı şu anda farkediyor olsaydım, yine hiç bir şey değişmeyecekti. Yine yok saymaya devam edecektim. Benim için, yok olan şeyin önemi yoktu. Asla da olmayacak. Böyle bir durum işte.

Ama o yok sayılmayı hazmedemedi. Alışkındı kendisine önem verilmesine, başkaları tarafından baş tacı edilmeye. Ve benim bu davranışıma karşı dayanıklı çıktı. Asla yılmadı. Uğraştı, didindi ve sonunda kendini göstermeyi başardı. Taa, baştan beri istediği ilgiyi aldı. Sahneye girişi muhteşem oldu. Bundan sonra görmezden gelmek imkansızdı. Devekuşu misali başımı kuma gömsem de, ne kadar derinlere saklansam da o beni buldu ve dışarı çıkardı.

Şimdi o bu zaferin kutlamasını yapıyor. Bense kara kara düşünüyorum. Peki şimdi ne olacak?

Bu oyun bana uymuyor. Farklı bir oyun bu. Belki de çoğunluğun zevkle oynadığı, çok hoşlandığı bir oyun olduğu için doğruluğu herkesçe onaylanmış. Çok popüler. Belki de herkes bir şekilde oynamak zorunda bırakılıyor. Bilmiyorum. Ben, elimdeki kireç parçasıyla kaldırım taşına çizmiş olduğum sınırlar içerisinde bir oraya bir buraya zıplayarak, kendi ritmime göre ilerleyerek sek sek oynamak istiyorum.

Reklamlar