>Beyoğlu’na inmek beni daima keyiflendirmiştir. Bu seferki ise müzik okulunun sınavları ve resitali içindi.

Beyoğlu deyince aklıma sergiler, sinemalar ve Can Yayınları gelmesine rağmen dün hiç birine gidemedim. Ama, daha önceden bilmediğim bir sahafta eski kitaplara şöyle bir göz attım. Her sahafın, eski kitapların üzerine yayılıp yatan bir kedisi olması tesadüf mü yoksa bana mı öyle geldi? Acaba sokak kedileri kültürlü ve kitap mı seviyorlar? Bizim evdekilerin, daha çok temiz ve ütülenmiş mis kokan çamaşır sevdiklerine yemin edebilirim.

Çok fazla vaktim olmadığından ve sene başından beri görmediğim dostlarla beraber sohbeti tercih ettiğimden çok fazla fotograf çekmek aklıma gelmedi. Bir kaç kare görüntüleyebildim. Ancak şunu farkettim. Beyoğlu’nun arka sokaklarında derme çatma dükkanlardaki tek tük sahaflarda fiyatlar çok daha uygun. Kadıköy’ün ya da Galatasaray’ın biliyorsunuz neden ve nasıl meşhur olanlarında fiyatlar almış başını yürümüş. Geçen hafta Kadıköy’deki sahaf dükkanlarının korsan fotokopi kitap satmaya başladıklarını tespit ettim. Gerçeğinin yarı fiyatına. Hem de en yeni çıkanları bile bulmak mümkün. Çok canım sıkıldı. Kitap alacak kişilere bütçesi uygun fiyattan kitap satmak iyi bir şey, ama bunu korsacılıktan geçmeden becerebilmek için başka fikirler bulmanın mümkün olduğuna inanıyorum.

Öğrencilerin resitali güzeldi. Sahneye öncelikle ilk sene öğrencileri çıktı. Jazz piano, kontrabas, bateri ve saksafon ile kapanış yapıldı. Pembe Panter ve Charlie Parker’dan Donna Lee. En çok alkışı toplayanlar da bu jazz dörtlüsüydü. Saksafonun sesini seviyorum. Ayrıca müzik aleti olarak da gözüme çok muhteşem bir şey gibi geliyor. Bir kere sarı ve parlak, çok göz alıcı. Sonra üzerindeki gizemli düğmeler karmaşası, bu enstrümana olan ilgimi iyice arttırıyor. Dinlemesi keyif veriyor. Gariptir ki çalmayı hiç içimden geçirmedim. Haddini bilmek meselesi olabilir.

Bir zamanlar gençlik hevesi, klasik gitar çalma denemelerim olmuştu. Eğitimde birinci seneden öteye gidemedim.

Resital bittikten sonra hazır Beyoğlu’ndayken bira içmeden dönmeyelim dedik. LeMan’ın yerine ilk gidişimdi. Atmosferi beğendim. Esprili. Hoş. Malesef dışarıda yer bulamadık, içeri geçtik. Hem Beyoğlu’nun karmaşı içinde, yani piyasanın göbeğindesiniz, hem de göreceli olarak diğerlerine nazaran daha sakin. İstiklal caddesi üzerinde Mango’nun karşısındaki sokaktan girince biraz ileride solda. Mis sokak sanırım. İçerinin dekorasyonu sayesinde, kendimi orada oturduğumuz süre boyunca dergi içindeki karikatürler gibi hissettim. Benzer mekanların popülerliği ve kalabalığı karşısında nispeten daha sakin ve müziğe rağmen sohbete uygun. Fıçı biralar soğuk ve köpüklü. Fiyatlar normal. Patates kızartması, çoğu mekanda olduğu gibi donmuş paket ürün olmasına rağmen aç olunca gayet iyi gitti. Kısa bir sürede silindi süprüldü.

Reklamlar