> Dün akşam televizyonun karşısında kanepelere yayılmış oturuyoruz. Digitürk’te Mental adında bir dizi başlamış. Psikiyatri Kliniğinde yeni ve farklı bir bölüm başkanının gelişi ile gelişen olayları anlatan tam bana göre bir dizi. Hem seyrediyorum hem de gözümün bir ucuyla hamster’lara bakıyorum. Bıcır bıcır sesler geliyor. Bu akşam kendi çaplarında epeyce gürültü çıkarıyorlar. Acaba yiyecekleri mi bitti diye düşünüyorum. Yemek kapları boş gözüküyor. Doldurulduktan iki saniye sonra kabı devirip, çekirdekleri ve diğer besinleri kafesin dibine saçtıkları için pek aldırmıyorum. Uzaktan görebildiğim kadarı ile yerdeki talaşların arasında kırmızımsı renkte bir şeyler var. Umursamıyorum. Seyrettiğim dizi çok güzel ve heyecanlı. Kendimi kaptırıyorum.

Bir ara uykumuz geliyor. Hadi yatalım artık diyoruz. İçeri giderken kafese yine göz ucuyla bakıyorum. Yemek kaplarının orada, talaşların arasından görünen doğranmış çileğe benzer minik bir şeyler var. Zaman zaman marul, havuç, elma gibi taze besinler verip çeşitli denemeler yaptığından eşime sen bunlara çilek mi verdin diyorum. Bak yememişler diyeceğim.

Ondan cevap gelmeyince kafese iyice yaklaşıp dikkatle bakıyorum. Hayır, çilekler yenmezse çürüyüp etrafı kokutmasınlar. Zaten hamsterların kendileri yeterince kokuyorlar. Biliyorsunuz. Yaklaşmamla birlikte, gözlerim de o derece büyüyor. O da ne? Bir an donup kalıyorum. Dilim tutuluyor. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Bizim pembe olan ve benim kız olduğundan şüphe ettiğim doğurmuş. Hem de yedi tane. Cıyak cıyak bağırıp, kıpır kıpır kaynıyorlar. Derinden gelen o gürültüde bu yedi bebeğe aitmiş.

Tabii bizde uyku falan kaçıyor. Çığlık çığlığa derken, içerden yatmış kızı yatağından kaldırıyorum. Neyse ki henüz uyumamış. Koş gel diyorum. Fırlayıp geliyor. Üçümüzde şaşkınlık içerisinde bebekleri seyrediyoruz. Ben koşup fotograf makinesini alıyorum. İçimdeki sevincin, şaşkınlığın yanısıra bir de korku ve panik var. Her doğumda olduğu gibi. Sanki yediz doğuran benim. Bunlara nasıl bakılacak? Büyüyünce ne olacak?
Şimdiye kadar hiç böylesine bereketli bir anneler günü hediyem olmamıştı. Burası Pembe olanın son günlerde biraz şişkolaştığını ve ağırlaştığını farketmiştim. Kendi kendime, bak yemeğe başladı, iştahı yerine geldi diğeri gibi büyüyor diyordum. Nereden bileyim hamile olduğunu. Zaten bilsem de elimden ne gelirdi bilmiyorum.
Bir müddet seyrettikten sonra hemen telefona sarıldım. Önce kız kardeşimi aradım. Sonra annemi. Ehh, torunlardan haberdar etmek lazım. Kız kardeşim hemen internetten bilgilenmiş. Bizi geri aradı. Hamilelik dönemleri 15-20 günmüş. Bir seferinde 13 yavruya kadar doğurabiliyorlarmış. Neyseki bizimki 7’de kaldı. Seviniyorum. Bir oh bile çekemeden, aklım zincirleme gelişmelere kayıyor. 9 hamster sahibi olmak, sadece şimdilik tabii ki. İşin felaket tarafı bu yavrular büyüyünce onlar da doğurur. Zaten 1 ay içerisinde doğurgan hale geliyorlarmış. Bir de dişilerin yumurtalama zamanlarının 4 günde bir olduğunu hesaba katarsak. Hemen hesap yapmaya başladım. En kötü durumda, yavruların hepsinin dişi olduğunu varsayıyorum. Bir de bizim anne etti mi sana 8 doğurgan. Nasıl olsa damızlık babamız var. Ensest ilişkilere karşı olduğunu hiç zannetmiyorum. Yani 2 ay içerisinde, maksimum olasılık hesaplarsak, 13×8= 108 hamster yavrumuz olabilir. Ne muhteşem değil mi? Ve bu durum, dişilerin doğurganlık süresi olan 18 ay boyunca böyle katlaya katlaya devam edip gidebilir. Ki muhakkak gidecektir. Permütasyon, kombinasyon hesaplamak isterdim ama, bu konular bende sıfır. Gerisini hayal bile etmek istemiyorum.

Bu krizde bir hamster üretim çiftliği işine gireceğimizi cidden düşünmeye başlamanın sırası geldi sanırım. Belki de bu hamsterlar bizim kurtuluşumuz. 🙂

Aşağıda kendilerini video’ya kaydettik. Sonuçlar pek iyi değil. Ama idare eder.
Video’yu acilen kaldırdım. Çünkü sesli kaydetmişiz. Akşama yeniden kaydedip koyacağım. Şimdi uyuyorlar.
Reklamlar