> Evet. Okuma yazma bilen herkesi kendisine bir blog açma ve içine düzenli olarak bir şeyler yazmaya devam ediyorum. Bence son zamanların en büyük buluşu bu blog işi.

Hayat boyu susturulmaya alışkınlar için bulunmaz nimet.

“Sus ya, ne olur bir sus”
“Kapa çeneni”
“Şşşt, sessiz olalım lütfen”
“Amma konuştun kardeşim be ya, adamda kafa bırakmadın vallahi”

Bu konuşmalar çok tanıdık geldi değil mi? Sizi bilmem ama, benim her gün etraftan duyduğum sözler bunlar.

Yaş ilerledikçe söyleyecek sözün bol olması gibi bir durum da söz konusu. Gerçi gençlerin de kendilerini özgürce ifade etme istekleri olduğuna eminim. Onların da söyleyecek o kadar çok şeyi var ki. Kendi kızımdan biliyorum. Yani bir dinleyen olursa. Yargılamadan ama… Bu birincil şart. Bizim de, yani ikinci baharında olanların, gençlerden ve çocuklardan öğrenecek çok şeyi…Bana kalırsa kendini ifade etmek tüm zamanların en temel ihtiyaçlardan bir tanesi. Yemek gibi, su gibi. İnsanların yaşamında öylesine önemli bir yeri var ki, ifade özgürlüğü kavramı bunca değerli… Uğruna ne savaşlar, ne kıyımlar yapılıyor.

Ayrıca çok meşhur olan bazı güzel sözlere bakarsak :

Ara not: Çoğu sözü tam olarak hatırlayamayacağımdan aklımda kaldığı kadarı ile kendi kelimelerimle yeniden oluşturuyorum. Kimlerin söylediğini hatırlayabilmek ise benim harcım değil. Zaten çok bildik şeyler.

Söz uçar gider, baki kalan yazıdır.

Blog yazın. Herkesin düşüncesi, deneyimi, anlatacakları değerlidir. Etrafınızdakiler ilgilenmese bile, dünya yüzünde onları okuyacak birileri mutlaka vardır. Bugün yazılanlar, bu devirde olmasa bile gelecek yüzyıllardaki uygarlıkların en değerli hazineleri olacaktır. Bakınız Uygur yazıtları, Musa’nın tabletleri vs…

Sükut altındır.

Evet gerçekten de sükut altındır. Üstelik size gizemli bir kişilik kazanırır. Senelerce gevezelik yapmış biri olarak gevezelerin asla dinlenmediğini söyleyebilirim. Kadın ya da erkek kim olursa olsun çok konuşanı kimse dinlemiyor. Gel gör ki insan kendi kendini ifade etmek, hatta bazen semalara haykırmak istiyor. Bkz. Kendi kendine konuşanlar. Çoklu kişilikler. Ya da tamamiyle bir içe dönüş söz konusu oluyor. Bu durumda da tecrübeyle sabittir konuşma aslında hiç bitmiyor. Sadece sahneler beyinin içinde, dışarıya ses çıkarmadan sonsuza kadar sürüp gidiyor. Bkz. Depresifler. Her iki durumda da sonuç akıl hastanesi. Öyleyse yazın. Anti-tımarhane özelliği var.

Daha eklenecek çok söz var… Vakit doldu. Gerisi de başka bir gönderiye.
Kıssadan hisse, haydin yazıya…

Reklamlar