>Kızıma aldığım bir dergi var. İsmi “Muze”. Esin Perisi olarak türkçeye çevrilebilir. Aylık edebiyat, kültür ve biraz da felsefe konularına eğilen bir dergi. Gençlere yönelik. Bizimki ne kadarını okuyor bilmiyorum ama ben zaman buldukça sayfalarını çevirmekten hoşlanıyorum. En azından Fransa’da edebiyat dünyasında nelerin olup bittiğini ana hatları ile basitleştirilmiş bir şekilde öğreniyorum. Derine inmek istersem, bana kalmış. Bu dergi en azından bir ön tad veriyor. Ağıza bal çalmak misali.

Bu ayki dergide Komik olmayan şeylere neden güleriz? başlıklı bir dosya vardı. Durup durup gülme krizine yakalanan, gözlerinden yaşlar gelen, gülmekten karnına kramplar giren benim gibi birisi için ilginç geldi. Eskiden beri en çok güldüğüm şey kendi sakarlıklarımdır. Hem kendiminkilere gülerim, hem de başkalarınınkine… Ünlü düşünürlerde bunun nedenleri üzerine kafa yormuşlar.

Antik yunan zamanında bir gün Hipokrat’ın kapısı telaş içinde çalınmış. Halk eşiğin önünde yardım dilenirmiş.

“Aman Hipokrat, canım Hipokrat, koş gel bak bu bizim Demokrat’a bir haller oldu. Kendi kendine gülüp durur” demişler.

Zamanın ünlü doktoru anında fırlamış dışarıya. O zamanlar gecelik ya da evlik ayrı, sokaklık ayrı giysi kavramı var mıydı bilmiyorum. Koşmuş limana. Uzaktan görmüş Demokrat’ı, hem yürürmüş limanda hem de katıla katıla gülermiş. Krize girermiş. Halk, uzunca bir zamandır limandaki bu yürüyüşlerini yapan Demokrat’ın akıl sağlığından şüphe edermiş, endişe duyarmış.

Uzun lafın kısası, Hipokrat varmış Demokrat’ın yanına. Halk da uzaktan izlermiş. Üç beş konuştuktan sonra gelmiş gerisin geriye. Endişelenmeyin demiş, Demokrat sebebsiz gülmüyor. Akıl sağlığı gayet yerindedir. O halde, Demokrat, çağdaşlarının sıradan günlük olaylar kabul ettiği ancak ona müthiş derecede salaklık görünen bir takım insani hareketlere gülermiş. Tabii Hipokrat bunu açıkladı mı, açıklamadı mı, o kadarı bilinmiyor. Bence hasta sırrı olarak saklamıştır.

15-16 yaşındayım. Sekiz kişilik bir grubumuz var. 4 kız 4 erkek. Nişantaşı’nda geziyoruz. Nasıl gülüyoruz. Vara, yoğa. Derken bir kaç basamakla kaldırım seviyesinin altına inen bir dükkanın önünden geçerken beni içeri doğru itiyorlar. Kollarım ve bacaklarım yana açık, aslan postu gibi dükkanın ortasına seriliyorum. Yeri öpmeme ramak kalmış. Kafamı kaldırınca tezgahın arkasında duran bayanla göz göze geliyoruz. Dükkana girişim muhteşem olmuş. Tezgahtar bayan, yüzünde korku, endişe ifadesi, ne yapacağını bilemez bir halde donmuş bana bakıyor. Ben yerde, bizimkilerin diğer yedisi kapıya sıkış tıkış doluşmuş kahkahadan kırılıyoruz.

Komik olmayan şeye neden gülüyoruz? Aslında komik ama diğerleri bunu bilmiyor.

Freud şunu demiş: Kişi güldüğü zaman bilincinin bastırdığı tepkileri ifade eder, açığa çıkarır. Üst benliğin bilince karşı bir zaferidir.

Henri Bergson ise şöyle demiş: Acımanın olmadığı yerde güleriz. Gülündüğü zaman kalp anestezi altındadır.

Thomas Hobbes’a gelince: Gülme tutkusu, diğerlerinin zayıflıklarına ya da kendi geçmiş zayıflıklarımıza nazaran oluşan ani bir üstünlük duygusunun bilincine varmak ve bir zafer kazanmış gibi katıla katıla gülmektir diye açıklamış.

Platon’da benzer şeyler söylemiş, ama bir kat daha derinine inmiş: Dostlarımızın zayıflıklarına gülmek katışıksız bir keyiftir. Çünkü bu keyfe, bir de kendimize yediremediğimiz bir arzulama, kıskançlık duygusu da karışır ki, işte bu duygu bizi başkalarının düştüğü ve aslında olumsuz duygulara sahip olmamamız gereken durumlara gülmeye iter.

Reklamlar