>Bir zamanlar şu sevdiğim şirketlerimden birinde çalışırken bir Zaman Yönetimi eğitimi almıştım. Uzun zaman oldu. Hatırladığım kadarıyla bu eğitimdem önce hepimizi ayrı ayrı ziyaret edip, konuşmuşlar ve iki hafta boyunca dakikası dakikasına tüm yaptıklarımızı bir kağıda yazmamızı istemişlerdi. Bunun amacı da tabii ki, günlük 8 saatlik çalışma zamanını ne şekilde kullandığımızı görmek ve gerekli düzenlemeleri yaparak en etkili bir şekilde zamanımızı yönetebilmekti. İtiraf ediyorum ki, aramızdan ben dahil çekimser kalanlar olnuştu. Ancak yönetim bu işi samimiyetle yapmamız gerektiğine ve sonucunda her hangi bir olumsuz düşünceye maruz kalmayacağımıza bizi inandırdığından sonuç olarak güzel bir ekip çalışması ortaya çıktı. Ya da bana kalan izlenim böyle diyelim. Bu işlemin ikinci bir işlevi de şirkette benzer işlerle uğraşanları saptamak ve onların zamanını yönetmede mümkünse firma içi farklı süreçler geliştirebilmekti. Bu kısmı şu an beni ilgilendirmediğinden bahsetmiyorum. En nihayetinde evde çalışan ekip yok. BİR TEK BEN VARIM…

2 haftalık ödevimizi yaptıktan sonra, eğitim firması bizi farklı çalışma gruplarına ayırdı. Öyleki farklı departmanlardan kişiler bir araya geldik. Güzel de bir kaynaşma oldu aramızda. Bu eğitimde aklımda kalan en önemli şey, vücut saati ile yapmak zorunda olduğum işlerin cinsinin birbirine uyumu söz konusu olduğunda performansımın ikiye ya da üçe katlayabilme imkanıydı. Şöyleki her bireye göre değişmekle birlikte, büyük bir genelin biyolojik saati ele alındığında sabahın erken saatlerinin beyin çalışması için ideal olduğu görülmüş. Dolayısıyla beyin fırtınası gerektiren, beyin gücüyle yapılacak ya da ilk defa yapılacak ve dikkat isteyen tüm işler, bu zamanda yapılmalı. Sizi bilmem ama benim için çok doğru. Hatta o zamanlar şunu farketmiştim. Bu süreç benim için saat 6,30’da servise bindiğim anda başlıyordu. O halde, elime bir kağıt kalem alarak serviste düşünmeye ve aklıma gelenleri çiziktirmeye başlamıştım. Şu anda bile çeviri yazacağım, ya da öykü kurgulayacağım zamanları en verimli saatlerim olan sabahın herkes uyurkenki anlarına denk getirmeye çalışıyorum.

Öğleye doğru bir parça verim düşer, demişlerdi. Mide boşaldıkça, esneme ve yorgunluk başlar. O saatlerde mümkünse günlük ve sıradan işler. Hatta ben bir kahve molası verirdim. Evde de aynen uyguluyorum. Saat 10,30-10,45 arası. Onbeş dakika. Sonrasında ise yemek saatine kadar neredeyse ezbere bilinen, hata yapma olasılığı az olan işlerle uğraşmalı.

Yaşasın öğlen yemeği. Bir anda nasıl da enerji dolar insanın içine değil mi? Ya da bana öyle. Süreli salıverilme. Göreceli kurtuluş.

Öğleden sonra bir rehavet çöker. Hele bir de ayran içilmişse eyvah… Sıradan günlük telefon konuşmaları için ideal. Hem sohbet zihni de açar. Belki bir iki organizasyon işi. Düzenleme falan. Saat 15’e doğru zihin yeniden enerjisini toplar. Sabahki kadar olmasa bile bir takım önemli toplantılar, yazılması gereken yazılar, tutanaklar, raporlar bu bir iki saate konabilir. Saat 17’den sonra ise beyin enerjisi tamamen tükenmiş olup, çıkışa doğru vücut enerjisi artar. Son işleri toparlayıp, gerekli dosyalama işlerini yapıp, ertesi günün iş planını çıkardıktan sonra o enerjiyle şirketten dışarı fırlayıp spora gitmenin tam zamanı. Ya da dansa… Aktivite zamanı.

Şimdi ben bu zaman yönetimini neden hatırladım? Şöyle ki yürüyüş yapmak istiyorum. Ve sabahları yürünür diye bir kavram yerleşmiş zihnime neden bilmem. Çok denedim bir türlü beceremedim. Neden? Bir kere sabah erkenden yürüyüşe çıktığımda zihnim inanılmaz derecede üretiyor. Fikir üzerine fikir doluyor ve eğer ben yürüyüşteysem bunları yazamadığımdan hepsi uçup gidiyor. Hiç birisini hatırlayamıyorum. İkincisi vücut enerjim akşamın erken saatlerindeki gibi fazla olmadığından, normalde 1-1,5 saatte yürüyebileceğim bir mesafeyi ancak 2-2,5 saatte alıyorum. Eve dönüp duş alıp, çalışmaya oturduğumda ise neredeyse öğlen oluyor. Ve ben bilgisayar başında geveliyorum.

İşte kıssadan hisse, yürüyüşler bundan böyle akşam üstü yapılacak. Yazı işleri sabahtan. Öğleden sonra ise sıkıcı ve dikkat gerektirmeyen ev işleri. Bu da benim kişisel gelişimim olsun.

Reklamlar