>”Amma nazlandın be, kızım”, dedi Oscar, Sibel’e, olumlu bir işaret beklentisi içinde, bir de bakış attı şöyle, manidar, manidar. Günlerdir ikna etmeye çalışıyor, türlü maskaralıklar yapıyordu. Amma velakin, karşı taraf nuh diyor, peygamber demiyordu. Altı, üstü bir seyahatti işte. Çok mecbur kalmasa istermiydi. Bir he dese, ne güzel olacaktı. Hem işler tıkırında giderse, o da nasibini alırdı elbet.

“Bak kızım, tek yapacağın iş, yanımda olmak, beni sevdiğini ima etmek, bu zor günlerimde beni yalnız bırakmak istemiyormuşsun gibi görünmek, falan, bir müddet sonra ortadan kaybolursun, anlaştık mı?”

“Valla sen manyaksın, hayatımda böyle bir şey duymadım, hem nasıl olur da, bunu bana teklif edersin, bir de çocukluk arkadaşı olacağız, yazıklar olsun sana” dedi Sibel, şaşkın, anlamaya çalışıyordu. “Bir kere bizi görür, görmez hemen anlarlar, nerden çıktı geldi şimdi bunlar diye, garanti, rezil olacağız, anlaşılan heyecan lazım sana!”

“Bu konuda haklı olabilirsin, bak, her şeyi kafamda planladım, ayarlamaları da ona göre yaptım, ama, son anda diğeri beklenmedik bir pürüz çıkardı, bir şey diyemem, biliyorsun, yoksa seni bu kadar yormazdım, gerçi bu, senin içinde iyi bir fırsat, kaçırma, değerlendir derim, taş atacaksın da elin mi yorulacak, ikimiz için de bir dönüm noktası olacak işte, çok düşündüm ben, merak etme. Berlin, yeni umutların başlangıcı, bir hayal şehri, bir orta dünya gibi kazınacak belleklerimize…”

“Sadece yanında dururum, başka hiç bir şeye karışmam.”

“Merak etme sen…”

“Sadece bir hafta, baştan anlaşalım, en fazla iki, şimdiden kafana koy bunu, sonra dönmem lazım, işlerim var. Gerisini sen tamamlarsın, beni yok bil.”

“Merak etme sen…”

“Masraflara da karışmam bak, metelik çalışmaz, kahve paramı bile sen çekersin, aşna, fişne işlerini de ben gittikten sonra halledersin, gözümün önünde istemem, iki gün paso alış-verişe çıkarım, paketleri sen taşırsın, işim var falan anlamam, ayyy, şimdiden içimi daral bastı, yine benim başımı belaya sokacaksın eskisi gibi .”
“Merak etme sen…”

“Hayır!”

Sibel, yine de dayanamayıp son anda Oscar’ın peşine takıldı ve onun yanısıra Berlin’e doğru yola çıktı. Kararsızlığı yüzünden son ana kaldılar ama, en nihayetinde alelacele uçağa atlayarak, ileride onlara bu mecburi geçiş sürecini simgeleyecek olan ve orta dünya ismini taktıkları şehrin hava alanına indiler. Otele girer, girmez, soluklanmaya bile vakit bulamadan hemen bir taksiye bindiler. Kilisede yapılan cenaze törenine ucu, ucuna yetiştiler. Öncelikle sessiz sedasız, en arkadaki boş sıralara yerleştiler, sonra da merhuma son vedayı yapmak üzere kuyruğa girdiler. Sıra kendilerine gelince, Oscar beklenmedik bir şekilde hıçkırıklara bürünerek tabutun üzerine kapandı, kaldı, kalkmakta geçikince de yavaş yavaş tüm dikkatleri üzerine topladı, ve merhumun siyahlar içerisindeki kırk, kırk beş yaşlarında, oldukça balık etli, çirkin ama bakımlı ve bundan böyle de zengin olan dul karısı gelip olaya el koyana kadar da kalkmadı. Görünüşe bakılırsa tesellisi zor acılar içindeydi. Zengin dula bir müddet sıkı, sıkı sarıldıktan sonra, bir kolunda Sibel ve diğer kolunda dul, kilise kapısından ağlaya, sızlaşa çıktılar.

Zengin dul, yeni tanıdığı ve belli ki merhum kocasını çok seven, olasılıkla kocasının da çok sevdiği ancak uzakta olduğu için görüşemediği yakın akrabası olduğunu tahmin ettiği bu kişiyi evine davet etti. Olaylar, planlandığı gibi seyretti, zengin dul beklenmedik anda ortaya çıkan, kimsenin tanımadığı bu akrabanın yardımlarına sırtını çevirmek bir kenara dursun, içten, içten memnun oldu.

“İşte istediğin oldu, ben üzerime düşeni yaptım, evlenip biran evvel mirasa konmak sana kalmış artık, yarın dönüyorum,” dedi Sibel, içi burkuldu, bunca yıllık kankasını kendisinden oldukça büyük ve çirkin başka bir kadına teslim etmek bir anda zor geldi. Bu arada Oscar, kendi valizini de çoktan hazırlamıştı bile.

“Beraber dönüyoruz”, dedi Oscar. Onun şaşkın bakışları altında kahkahalarla gülmeye başladı.

“O kafanın içinde neler dönüyor anlayamıyorum, her şey bir oyundu, bunca yolu, stresi işte bunun için sana yaşattım demeye getiriyorsan, gerçekten delisin sen.”

“Seneler önce bir hikaye okumuştuk, hatırlarsın, bizim çocuklar yapamazsın dediler, yaptım, seni ikna edemeyeceğimi söylediler, ettim, ve sen de yanımda gelerek beni sevdiğini kanıtladın, şimdi de sıra bende, ne dilersen dile benden.”

Sibel muzur bir şekilde güldü, Oscar’a git onunla evlen dedi.

Reklamlar