>Bu yaz aylarında hep söylenmek geçiyor içimden. Şikayetlerim bitmiyor. O yüzden pek yazmayayım diyorum. Arabesk havamdayım yani. Rüyalarda bile kendimi, tepemde alay edercesine neşeli ve parlak güneş, arap yarımadasının sıcak ve beyaz kumlarına batmış debelenip dururken görüyorum. Sıcak ülkelerin edebiyatçıları ne zaman ve nasıl yazıyorlardı? Sıcağa karşı bağışıklık kazanmak mümkün mü? Sıcağa karşı aşılanmak mümkün olsa kesin en önce yaptıranlardan olurdum.

Uzak ülkelerde yaşayan arkadaşlarım birer birer ülkeye akın etmeye başladılar. Her biri ile görüşemesem bile aynı topraklara ayak basıyor olmak beni mutlu ediyor. Neden bilmem. Bazen durup, aynı anda aynı güneşin batışını, aynı ayın doğuşunu seyrediyor olduğumuzu düşünüp kendimi onlara daha bir yakın hissediyorum.

Tatil vakti geldi. Bu cumartesi Kuşadasına doğru yola çıkıyorum. Lap top hala yapılamadığından en iyisi dönüşe kadar dükkanı kapatmak. Belki de bilgisayarsız geçirilecek bir tatil, düşündüğümden de faydalı ve dinlendirici olabilir. Bugün biraz daha kitap depoladım.

Önümüzdeki ödevin konusu ağlamaklı bir öykü yazmak. Öyle kararlaştırdık. Daha doğrusu öykünün içindeki kahraman ağlıyorum demeden okuyucuya ağladığını belli edecek. İşin raconu metnin içinde ağlama fiili ya da kelimesi geçmeyecek. Kahramanım sevinçten ya da sinirden ağlamak dışında üzüntüden nasıl ağlar şimdilik ben de bilmiyorum. Keşke Baba ve Oğul filmini seyretmiş olsaydım. Belki biraz feyz alırdım. Malesef benim tarzım daha çok Avrupa Yakası.

İşte tatilde bol bol buna kafa yoracağım. Neyse herkese iyi tatiller diliyorum. Dükkan kapalı. Zaman zaman internet kafeye gidip açabilirim. Belli olmaz. O da sürpriz olsun. Şimdilik sonbahara kadar hoşçakalın.

Reklamlar