>Biz tatildeyken Hamster’lara ne olmuş? İnanılmaz büyümüşler. İşin garibi babanın renklerinde olan ve diğerlerinden büyük bir yavru vardı, güdük kalmış. Ötekiler onu geçmiş. Hemen insan yavrularındaki durum aklıma geldi. Bizde de öyle değil midir? Ergenliğe kadar boyu herkesten kısa olan bir bakarsınız selvilere erişmiş. Eh, laboratuarların herşeyde kobay olarak bu hamsterları seçmelerinin bir hikmeti olsa gerek. Bu konu içimi çok acıtıyor.

Fotografta en sevdiğim yavru var. Neden en sevdiğim? Diğerlerinden en farklı olan o da ondan. Uyuyuşundan belli. Diğer bütün ırkdaşları yerde top olup uyurken, siz şunun pozisyonuna bakar mısınız? Ya böyle tekerleğin içinde ya da yem kutusunun içine tıkışmış bir vaziyette ama yine aynı şekil sırt üstü, su samurları misali uyuyor. Ayakları, elleri, ağzı burnu. Gerçekten çok sevimli. Belki de fırsat verilse hamster’ların Einstein’ı olabilecek ve ırkını bu esaretten kurtarabilecek cinsten. Farklı ya, ondan diyorum.
Ben bu hayvanlara böyle baktıkça bir an içimi sıkıntılar basıyor. Hem çok seviyorum hem de böyle giderse bunlardan hiç kurtulamayacağımı düşünüyorum. Şimdiye kadar hiç hayvan beslememiş olanlara söyleyeyim. Evde hayvan beslemek her şeyiyle başlı başına bir iş. Yemekleri, suları, bakımları, temizlikleri… Ben ki ne kadar tembelim, çoktan bu cüceleri kapının önüne koymam gerekirdi. Bazen kendimi tanıyamıyorum. Ne zaman tanıdın ki diye de sorulabilir tabii…
Şu an tam 5 adet hamsterımız oldu. Doğumda 5 yavru idiler. Babayı ayırmamıza rağmen, anne iki tanesini, birini hemen loğusa haliyle olmak üzere afiyetle yedi. Sadece plazenta yeterli olmuyor sanırım. İyi ki biz yavrularımızı yemiyoruz. Düşünemiyorum sonu ne olurdu? Baba, halen, başka bir kafeste tecrit yaşıyor. Çiftleşme keyfini elinden almış durumdayız. Tecrit durumundan önceki performansı inanılmazdı. Hatta annenin doğum yaptığı esnada bile nefsine hakim olamadı. Ancak annenin şiddetli terslemesi neticesi uzaklaşıp bir kenara sindi. Biz de hemen ertesi gün yeni bir kafes alıp ayırdık. Merak ettiğim şu. Bunca geçen zamandan sonra erkeği yine aynı kafese koyarsak, bu sefer 2 dişi yavru daha var, evvelki performansını yakalayabilir mi? Gerçi bu merakın sonu bize pahalıya patlayabilir. Kaç hamsterımız olur allah bilir. Daha önceden yazmıştım. Dişilerin yumurtlama dönemi 4 günde bir. Ve hamilelik süreleri 20 gün. 1 sene içindeki hesap ortada. Yavruların yarısı yense dahi bir hamster çiftliği kuracak kadar potansiyel var demektir.
Diğer bir merakım da erkek yavruyu babanın yanına verirsek birlikte çiftleşmeye çalışırlar mı? Kızlar zaten hep birlikte hareket edip, dip dibe yaşadıklarından aralarında neler geçtiğini pek anlayamıyorum. Eşimin merakından da bahsedeyim. Onun ki daha farklı. Beslenme rejimlerini irdeliyor. Öyleki eve her alınan malzeme, evde her yenilen yemek muhakkak hamsterlara sunuluyor ve beğenileri not ediliyor. Aslına bakarsanız bizim ev, ufak çapta bir deney kampüsüne dönüştü. Kiki ise gelip geçerken ya da hip hop hareketleri yaparken kafeslere çarpıp devirdiğinden, hamsterların depreme ve sarsıntıya karşı dirençlerini ölçüyor. Sonuçları zaman zaman paylaşacağım.
İşte böyle. Bir de hamsterlara bakıp kara kara düşünüyorum. Sokağın başındaki hayvan dükkanı ile konuştum. Abla bizde de çok var. Ama siz yine ara sıra bir uğrayın. Azalmışlarsa alırız neden olmasın dedi. Ben pek umutlu değilim. Bir de bu ilk yavruları çok sevdim. Gerçi Einstein hariç diğerlerini gönlüm rahat her isteyene verebilirim. Bu blogu okuyanlar arasında daha önce hamster beslemiş olan varsa ne olur bana bir akıl verin. Laboratuarlara hibe yap demeyin. Baştan söyleyeyim kedilere yedir demek de olmaz. Zaten yiyeceklerini sanmıyorum. Akıl almaz bir şekilde dost oldular. Kafeslerin üstü açık kaldığında bile uzanıp yeme girişiminde bulunmuyorlar. Tüm yaptıkları kafeslerin etrafına yatıp seyretmek, burunlarını ızgaralardan sokup karşılıklı koklaşmak. Fotograf yakalayabilsem bloga koyacağım. O kadar şekerler. O hamsterlar hem koklaşıyorlar, hem de minicik elleri ile kedilerin suratına dokunmaya çalışıyorlar. Kedilerde patileri uzatıyor tabii ama eşşek kadar patilerin ızgaralardan içeri girmesi ne mümkün. Şunu da anladım ki, fareler kedilerden çok daha akıllı. Tom ve Jerry’deki akıllı fare, aptal kedi hikayesi ister inanın, ister inanmayın ama gerçekmiş.
Kıssadan hisse, şu dünyada gözlemlenip feyz alınacak o kadar çok şey var ki, bir ömür boyu yaşam yetmez de artmaz da…
Reklamlar