>Yazmanın bir alışkanlık olduğu, bu işe başlayanların bir daha vazgeçemediklerini söyleyenler çoğunlukta. Sanırım haklılar. Yazıya yeni başlamış biri olarak bu durumun çok çabuk farkına vardım. Biraz abartılı olacak ama madde bağımlılığı ile bile karşılaştırılabilir. Ancak merak ettiğim bir şey var, bu yazı alışkanlığında saatlerin ve her gün aynı saatlerde yazıyor olmanın da bir etkisi var mı?

Bana sanki var gibi geliyor. Neden derseniz, bir süredir sabahları erken kalkamadığımdan gün içinde uygun bulduğum zamanlarda yazıyordum. Geçenlerde bir de baktım ki, hep aynı temalar üzerinde dönüp durmuşum neredeyse kullandığım kelimeler bile aynı.
Yaz aylarında nedense bu erken kalkma alışkanlığım benim için sorun teşkil eder. Erken kalktığım için kendimi bir garip ve kabahatli hissederim. Sanki uyumam gerekiyormuş ve ben uyuyamıyormuşum hissine kapılırım. Dolayısıyla da tüm yaz aylarını biran evvel bitsin de kışın o koşuşturmalı hengamesinin içine düşeyim diye beklerim.
Dün akşam bir karar aldım ve bu sabahtan itibaren yine hafta içi hafta sonu kendi biyolojik saatime uygun saat olan sabah altıda kalkmaya karar verdim. Hatta bir zamanlar saati 5.30’a bile çekmeye başlamıştım. Yaşasın o günlere geri dönüyorum. Dolayısıyla da tüm yazılarımı yeniden sabaha aldım. Diğer işlerim gün sonunu bekleyebilir.
Bu sabah İstanbul bulutlu. Yağmur yağar hevesi ile bekliyorum. Dün akşam Nicole Kidman’ın Avusturalya filmini seyrettik. Kiki DVD’sini almış. Koltuktan hiç kalkmadan seyrettim. Zaten söz vermiştim. Sinemada her türlü filmi seyredebilirim ancak evde televizyon karşısında film çok fazla ilgimi çekmez ise odaklanamıyorum. Avusutralya vıcık vıcık bir aşk filmi olmuş. Hele de sonları bitmek bilmedi. Nicole Kidman’ı sevdiğim için sonuna kadar bekledim. Julia Roberts’tan sonra bir de onun hayranıyım. Bu kadınlar nasıl bu kadar zayıf ve sağlam olabiliyorlar aklım ermiyor. Film boyunca Avusturalya şivesine taktım. Gülmem tuttu. Allahtan ingilizce alt yazılı seyrettik. Yoksa imkanı yok anlamazdım. Bana kalsa türkçe altyazılı daha iyiydi ama Kiki’nin ısrarı üzerine kendisini kırmadık. Bu şekilde ingilizceyi daha iyi anlıyormuş.
Yazının fotografla ilgisine gelince Pazar Karalamaları olarak çevrilebilecek bir ingilizce siteyi takip edip ara sıra okuyorum. Her hafta bir konu belirliyorlar. Herkes yazısını gönderiyor. Bu hafta Dünyada Neresi? gibi bir şey belirlemişler. Ben de üzerine düşündüm. Bu aralar İstanbul’da yaşamaktan memnunum. Hatta bir kabuğuma çekilme durumları söz konusu. Dolayısıyla gidip görmek istediğim pek bir yer yok. Ama İstanbul’un hala hiç görmediğim yerleri var. Fener, Balat gibi… Hep isterim bir türlü gidemem. Bir de Nemrut ve civarlarını görmedim. Ayrıca listede Kars var. Bir de İrlanda sahillerini gezmek istiyorum… Şimdilik bu kadar. An’ı yaşamanın hafifliği.
Reklamlar