>Yaşlanmanın bize verdiği armağanlar gerçekte çok fazla. Sen yaşlanıyorsun diye böyle söylüyorsun denebilir. Aynen öyle. Ancak farkedebiliyorum çünkü. Bardağa hangi taraftan baktığına benzer gibi bir yaklaşım tarzı bu. Peki nedir bu armağan? Hem de nereden çıktı şimdi böyle sabah sabah?

İki gündür kendimi çok perişan hissediyordum. Beni bekleyen bir sürü iş ve korkunç bir baş ağrısı. Göz, burun ve onun ardında odaklanmış. Genele yayılmaya ramak kalmış. Hani karpuz misali vur yere çatlasın, patlasın, içi yarılsın, rahatlasın. Bir türlü konsantre olamıyordum. Beni ezelden beri tanıyanların lafı şudur: “içinde beyin olmayan baş ağrımaz, yanlışın var, topla kendini.” Valla ne yaptım, ettimse bir türlü toparlanamadım. Öncelikle travma geçiriyorum zannettim. Kuşadasından döneceğim sabah demir kapıyla birlikte yere yuvarlandığımdan ve ufak çapta bir beyin sarsıntısı geçirir gibi olduğumdan, aklıma kötü şeyler geldi. Bir yeri ağrımayan halden anlamaz ya. Benim de çok ender başım ağrır. Dedikleri gibi içi boş olduğundan.
Sonra acaba yüksek tansiyon mu dedim. Gittim eczanede ölçtürdüm. Düşük bile dediler. Ateşime baktım. Onda da bir şey yok. Sadece yarım derece yüksek. Daha fazla kurcalamanın alemi yok, en iyisi beklemek diyerek bu iki gün içinde bazı kitlelerce çok beğenilen, övülen Binbir Gece’nin önce final bölümünü seyrettim, hızımı alamayıp baştan ilk 10 bölümünü ardı ardına devam ettim. Dün gece 10. bölümde esas çocuk esas kıza evlenme teklif edince ancak içim rahat etti ve yattım. Bu sabah acayip formdayım. Baş ağrısı kendiliğinden geçmiş. Tüm işlerimi bitirmenin verdiği huzurla yazıyorum.
Ben ki dizi sevmem, hele türk dizisi hiç sevmem neden şimdi Binbir Gece? Dizi sevmem dememe bakmayın. Bir zamanların Yalan Rüzgar’ının müptelasıydım. Gene olsa gene seyrederim. Lost’u zaten biliyorsunuz. İlk versiyon Aşk-ı Memnu, Çalıkuşu, Üç İstanbul tadını unutamadıklarımdan. Ama ne yalan söyleyeyim, bu yeni dizilere pek odaklanamıyorum. Gümüş ve Hırsız Polis hariç. Avrupa Yakasını saymıyorum. O-ooh, sürüsüne bereket dizi oldu. Bir de sevmiyorum diye beyan etmiştim. İşte benim dediklerime bu kadar inanılır. İstisnalar kaide-i bozmaz. Kaidesiz hayat olmaz.
Etrafımdan çok methettiler. Gerçi inatçıyımdır hiç kimseleri dinlemem, ama… Senaryoyu merak ettim. Binbir Gece Masalları beni büyüler. Hatta YKY yayınlarından çıkan tam tekmil hepsi bir arada muhteşem eserini 2 kitap fuarıdır satın almak istiyorum malesef bu arzumu henüz gerçekleştiremedim . İnşallah bu Kasım’da. Fuar’da indirimli oluyor da… Klasik müzik ve Korsakov Şehrazat’ı severek dinlerim. Neyse ne. 2005’ten beri oynayan ve bu sezon sonlanan diziyi seyretmek bu zamanaymış.
Kıssadan hisse bu dizide iki de yaşlı anne var. Sabahın köründe kalkıyorlar. Bir sabah boğaz kenarı yalılarında oturup güneşin doğuşunu karşılıyor ve şöyle söylüyorlar: İşte bu bize yaşlılığın verdiği en büyük armağan. Erken kalkmak.
İnanılmaz ama gerçek. Doğa ya da allah, hangisine inanıyorsanız o kadar dengeli yaratmış ki her şeyi. Şunu söylüyor bize. Yaşlanıyorsunuz, eskiyorsunuz, eskiden belki de 10 dakikada yaptığınız şeyleri şimdi 1 saate zor sığdırıyorsunuz, 1 gün içinde aynı anda bir çok işle uğraşabilirken belki de artık teker teker halletmeyi tercih etmek zorunda kalıyorsunuz. Öyleyse alın size daha fazla zaman. Uyku sürenizi azaltıyorum. Tepe kullanın. Mükemmel değil mi?
Reklamlar