>Geçen Çarşambadan bu yana yazmadığımı farkettim. Nedenine gelince, içimde bulutlar vardı. Yatağım gözüme pek bir güzel gözüktü. Başım ağırlaşmış gibiydi. Yapılması beklemeyecek işlerin dışında başka hiç bir şeyle uğraşmadım. Geç kalktım. Geç derken saat 8.00’de. Öğlenlere kadar uyuyorum sanılmasın. Ama her boş bulduğum vakit, kanepenin üzerindeydim. Kitap bile okuyamadım. Sadece boş boş tavana bakmakla yetindim. Bir iki dakika içinde de sızdım. Bu sabah burnum akıyor. Anladım ki üşütmüşüm. Bu sıcak havada nasıl olur, onu da aklım almış değil ama biz Kiki’yi de ilk defa ağustos ayında böyle hasta etmiştik. 9 aylık falandı. Nasıl bir sıcak. Şehirde geziyoruz. Hepimiz ter içindeyiz. Tabii o da. Bir anda üstünü soyduk. Bir de eline dondurma verdik. Rüzgarın çıktığını da farketmedik. Akşama ateşi yükseldi. Sanırım ben de farketmeden aynı şeyi yaptım. Ama benimki büyük ihtimal sinemadan.

Cumartesi günü sinema arkadaşımla iki eğlenceli filme gittim. Görmek istediğimiz 2 film vardı. Seanslarını ayarladık. İkisini de üst üste gördük. Bir tanesi “Hayalet Sevgililerim”. Romantik komedi. Espriler güzel. Misafir oyuncu Michael Douglas çok başarılı. İkincisi “Hangover.” Akşamdan kalma anlamına geliyor. Filmin ismini başka bir şekilde tercüme etmişler. Aklımda kalmamış. Çok eğlenceli bir komedi. Las Vegas’ta bekarlığa veda partisi yapan 4 erkeğin hikayesi. Hoş vakit geçirmek için ideal. Az kaldı unutuyordum. Hafta içinde bir de Harry Potter’ı gördük. Bu seferki biraz şişirme olmuş gibi geldi. Sonradan evde DVD’lere bakınca gördüm ki, hepsinin yönetmeni ve senaryo yazarı farklıymış.
İş görüşmelerine gittim. Henüz bağlayıcı bir şey yok. Yeni bir çeviriye başladım. Beni bir, iki ay oyalar. Digitürk’te ne kadar CSI, NCSI türünden dizi varsa seyrettim. En sevdiğim dizilerin olduğu Disney kanalını ezberledim. Bol bol reçel yedim. Ve hiç bir şey düşünmedim. Bunu nasıl yapabildim bilmiyorum. Beynim bomboştu. Sadece yaşadığım ana odaklıydı. Dolayısıyla uzun zamandır bu kadar dinlendiğimi hatırlamıyorum. Hani hep söylerler ya, iş yerine gelirken tüm dertlerinizi tasalarınızı evde bırakın da gelin diye. İşte ben de onun gibi bir şey yaptım. Bir fark var. Benimkileri nereye kaldırdığımı bilmiyorum. Aniden tası tarağı toplayıp gittiler. Arkalarından ağlayacak halim yok tabii. Ama bu gamsızlığa, uzun sürecekse eğer alışmam gerekecek.
Gamsızlığın beni en etkileyen yanı, bu zaman içerisinde hiç bir şey yazmamış olmam. Bu sabah yazı yazmayı özlediğimi farkettim. Aaaa, bu kadar da gamsız olunmaz ki canım, diyerek bilgisayar başındayım işte. Belki de bundan sonra bloğun adı Gamsız Baykuşun Penceresinden olur. Kim bilir?
Reklamlar