>Bugün ilk defa, yazıya başlamadan önce başlığını attım. Atar atmaz da aklıma “bu yoğurdu sarımsaklasak da mı saklasak, sarımsaklamasak da mı saklasak” geldi. Uzun zamandır bu tarz deyişlerle haşır neşir olduğum yok. Artık, Kiki ve arkadaşlarının merak alanı.

Fotograftaki Anna Gavalda’nın geçen sene çıkan son kitabı La Consolante /Avutan Kadın, Rahatlatan, İyileştiren, vs. gibi olabilir. Dün yeni başladım. İlk 50 sayfadan anladığım kadarıyla, neşeli eğlenceli, lafını esirgemeyen, ortalık karıştırıp eğlenmeyi seven bir kız kardeşi simgeliyor. Geçen sene kitapçılarda türkçe baskısının da farklı bir isimle çıktığını adım gibi hatırlıyorum. Hatta ne çabuk tercüme etmişler diyerek şaşırdığımı bile biliyorum. Ancak internetten ne kadar aradıysam bulamadım. Sanki sırra kadem basmış, bu kitap. Toplatılmış olabileceğine kadar tüm olaslıkları gözden geçirdim. Yok. Geriye bir tek şey kalabilir. Hayal görüyorum. Neyse.
İşte bu kitapta adam karısına hediye almaya gidiyor. Yanında kızı. Dahası kadının kızı. 14 yaşında. Kulağında i-pod. Cool takılıyor. Adam her seneki gibi bir gece çantası seçiyor. Tezgahtar, madam değiştirmek isterse, bakın içine değiştirme kartı koyuyorum diyor. Adamdan gayet sakin şu yanıt geliyor: “Değiştirir, değiştirir merak etmeyin.” Seneler varki artık hediye alırken özenmiyorum diye de içinden geçiriyor.
Hediye seçen birisi için ne kötü bir durum. Aniden adama acıyasım geldi. Çünkü benim de başıma geldi. Bir şey almışımdır, ya rengi yüzünden değiştirilir, ya tamamen değiştirilir, ya da boyut olmaz. Halbuki özenle seçmişimdir. Sonra biraz düşündükten sonra bir de tersi aklıma geldi. Bu yaşıma kadar ben de bir sürü hediye aldım. Çoğunu da değiştirmedim. Çünkü bana öyle öğretildi. Hediye kuralları şunlar:
1- Alınan hediye, hediyeyi veren kişinin önünde açılır ve ne olursa olsun teşekkür edilir. Beğenildiği gösterilir. Abartmadan ihtiyacımızın olduğu ve hep istediğimiz bir şey olduğu ima edilir. Yenecek bir şey ise, servis yapılır ve ikram edilir. Çiçekse hemen baş köşeye yerleştirilir, vs.
2- Hediyeyi veren kişi ile ikinci karşılaşmada o hediyenin kullanıldığı ve beğenildiği muhakkak gösterilir. Unutulmaması için hatta bir yerlere not edilir.
3- Hediyenin altında kalınmaz. Mutlaka eş değerde bir karşılığı düşünülür, bulunur ve vermek için fırsat kollanır.
4- Verilen hediye asla değiştirilmez, başkasına hediye edilmez, atılmaz, satılmaz…
Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Hediye kabul etmek büyük sorumluluk. Dolayısıyla hediye vermek daha kolay bir iş. Tercih edilebilir. Ancak hediyeyi verdiğiniz kişi sizin bu kurallarınızı bilmiyorsa, ya da umursamıyorsa, o zaman ne olacak?
1- “Çok güzel, teşekkür ederim, kırmızısı yok muydu?”
“Vardı ama sana kıllık olsun diye mavisini aldım.”
2- “Çok güzel, teşekkür ederim. Aaa, değiştirme kartını koymamışlar. Nasıl olacak şimdi?”
“Sen istediğini söyle ben değiştiririm, merak etme”
3- “Çok güzel, teşekkür ederim. Hah, değiştirme kartı da işte burada. Süper vallahi.”
4- “Ay, ne zahmet ettin şekerim. Kızım, şu kenara koyuver bakayım. Sonra icabına bakarız.”
Kim ne derse desin, hediye almak da vermek de güzel bir şey. Kurallar ne olursa olsun, hayal kırıklığı saçma geliyor bana. Çünkü adı üstünde hediye, yani beklenmedik bir şey. Sürpriz. Bana kalırsa en hoş tarafı da sürpriz olması. İnanın biz her yolu denedik. Hatta Kiki Noel zamanı listeler yapıp ağaç altına koydu. Hediyeleri açtığında ise en çok sürpriz olanları beğendi. Hatta paketleri elledi, tahmin ettiği şey olduğunu anladığında açmadı, en sona bıraktı. Biz yetişkinler de aynı yolu denedik. Hediye zamanlarına yakın birbirimize ufak tefek ne istediğimize dair ipuçları vermeye çalıştık. Sonunda en iyisinin sürpriz olduğuna karar verdik. Aslında, kişi çok istediği bir şeyi eninde sonunda kendine alıyor. Değil mi ama? Hediyeden bu işlevi görmesini beklemeye ne gerek var. Eskilerin dediği gibi önemli olan hatırlanmak… Gerçi öyle bir devirde yaşıyoruz ki, hatırlanmayınca da kızmamalı, üzülmemeli…
Bir de şunu ekleyeceğim, bu hediye kuralları sonradan edinilmiş ve tamamiyle subjektif şeyler. Bebekleri hatırlayın, her verilen şeye nasıl sevinirler. Ne zamanki büyürler, o zaman etraftan gördükleri modeller kopya edilmeye, davranış olarak benimsenmeye başlar. Bütün bu toplum kurallarından soyutlanıp, yaradılışımızdaki gerçek özümüze dönebilmeyi başardığımızda tüm bunların hepsi önemini yitirecek. Kimse kimseye alınmayacak.
Reklamlar