>Bugün de başlığı önce yazdım. Sonradan da dedim ki kendi kendime, İstanbul gerçekten yanıyor zannedilir mi acaba? Gerçi, demin Kızıltoprak’ta bir yerlerden dumanlar geliyor ve itfaiye arabalarının sirenleri yankılanıyordu. Ancak çok ciddi bir olay yok sanırım. Olsa nedendir bilmem etrafta aniden bir panik havası eser. Garip titreşimler olur. Bir şey görülmese bile, felaket derinden hissedilir. Benim bu lafı kullanışım mecaz anlamda. Çok sıcak. Çok sıcak. En emin yerler evler, iş yerleri.

Yoğun bir gün. Annemle Migros’a alışverişe gittik. Çevrecilik akımına Migros’ta ayak uydurarak bez torbalar yaptırmış. En nihayet. Hemen bir tane aldım. 3,5 lira. Gerçi çok ucuz değil. Hatta bu işten kar bile sağlayacaklarını tahmin ediyorum. Haklarını yemeyelim, bu torbalar boyut ve sap itibariyle taşınması çok rahat. Ben bu bez torbalara çok meraklıyım. Biriktiriyorum. Yanımda da bulundurmaya çalışıyorum. Hem yer tutmuyor, hem ağır değil, hem de naylon torbalardan ya da karton mağaza torbalarından nefret ediyorum. Elimde değil.
Koleksiyonuma bir de migros torbası eklenmiş oldu. Elle dergisinin birinci sayısı ile birlikte dağıtmış olduğu siyah bezden bir çanta vardır. Onu da hala saklarım. Şimdilerde Kiki içine patenlerini koyup, arkadaşına gidiyor. Bez mağaza torbaları ile ilk defa Fransa’da karşılaştım. 1994’te. Kiki’ye ayakkabı aldığımız mağaza kullanıyordu. Daha sonra Almanya’da hemen hemen her yerde olduğunu gördüm. Nerede değişik bir tane bulsam, muhakkak alırım. Geçen hafta Bershka’da güzel bir tane buldum. Herkes gibi pul biriktirecek değilim ya. Değil mi ama?
Migros’taki ikinci değişiklik yine Avrupa’daki uygulamalar gibi kendi kendine ödeyip kullandığın self servis kasalar açılması olmuş. Biz de hemen görmemiş stil, çığlık çığlığa koşturduk denedik. Ben bu kendin geçir, kendin öde kasalarını çok tuttum. Arkanda bekleyen stresi yok. Rahatsın. Sonra istediğin gibi yerleştiriyorsun. Kasada acele edeceğim diye, ya da sevgilisiyle kavga ettiğinden dolayı suratı bir karış asık kasiyerin aldığınız malları fırlatıp atması diye bir şey yok. En çok da aldığım Corn Flakes’lerin paketten kırık dökük çıkmasına sinir olurdum. Bu işe çok sevindim.

Birazdan yemek yapıp, akşama arkadaşlarımla buluşacağım. Hani bu daha önce de bahsettiğim, yeni yazarlar grubu arkadaşlarım. Kendi aramızda hem yemek yiyoruz, hem de atölye yapıyoruz. İki seferdir tembellik yapıyorum. Benim öyküm yok. Neyse ki aramızda çalışkan olup, her seferinde yazıp gelmiş olanlar var. Onları okumak da ayrı bir zevk.
Reklamlar