>Zaman su gibi akıp gidiyor. Epey bir süredir kenarından köşesinden acele ile bir şeylere dahil olma çabasındayım. Dört gözle tatili bekler ve hiç bir şey yapmayacağımı herbikeslere ayan ve beyan ederken dün akşam bir de baktım ki bayram rüzgar gibi geçmiş gitmiş. Bu arada su mu, rüzgar mı karar versem iyi olacak. Bir metinde aynı şey için iki benzetme yazı hocalarım görmesinler, okumasınlar, duymasınlar.

Bu sürede gelişen en önemli olaylardan biri, en sonunda fotograf makinemin siyah beyaz çekim yapma modunu keşfettim. Daha doğrusu Ankara’dan bizi ziyarete gelen kız kardeşim gösterdi. Hatta sepya yapmak bile mümkün. Yandaki fotografı da Kiki çekti. Bayramın ilk günü bizim bu taraflarda eski Çamlık Plajından bozma Çamlık Çay Bahçesine kahvaltıya gittik. Kahvaltı dediysem saat öğlen 12:00 civarıydı. Sonra da babane ve anane ziyaretleri tamamlandı. Böylece bayramın diğer geri kalan iki günü gezmeye ayrıldı.
Her zamanki gibi neye niyet neye kısmet felsefesi ile yola çıktık. Aslında bayram için Kaş’a inip çadır kurmayı düşünmüştük. Son dakikaya kalınca Varan’da bilet bulamadık. Arabayla da 3 gün için o yolu yapmak yemeyince, İstanbul’daydık. İlk gün hemen hemen hiç trafik yoktu. İkinci gün kim nereden çıkıp geldiyse gelmiş gözlerimize inanamadık. Yollar felaketti. İzdiham. Evden çıkarken niyet Haliç taraflarına geçmek, kız kardeşime Minyatürk’ü göstermek, Kiki’yi Pierre Loti kahvesine götürmek falandı. Köprüye bile yaklaşamadan geri adım atarak, Çengelköy Çınar altında hamsi, kalamar, midye, çoban salatası yiyip ve üstüne açık çay içerek klasik turumuzu tamamlamış olduk. Klasik diyorum çünkü genelde dönüp dolaşıp hep oraya gideriz. Yeni yerleri denemeye heves etmekle beraber eski bildiklerimizden vazgeçemediğimizden bir süre sonra kısır döngü misali vintage yaşanır bizde. Geceyi ise Bostancı lunapark’ında kapattık.
Şimdi çıkmam lazım. Fotografları dönünce yerleştireceğim artık. Zamanla yarış henüz bitmedi. Çok yakında eski dinginliğime kavuşmayı şiddetle arzuluyorum.
Reklamlar