>Geçen haftalarda güncel hayatın gidişatına duyulan korkunun had safhalara geldiği ve dolayısıyla insanların sokağa adım atmaya ürktükleri bir ortamda yine kapitalist dünyanın olağanüstü yaratıcılığıyla bulduğu çözümü ve pazarlama yöntemlerini ütopik bir tarzla anlatan film Suretler’e ailecek gittik. Filmin sanatsal özellikleri çok dikkat çekici ya da kayda değer olmayabilir. Bruce Willis’in başrolde olmasının da filme çok fazla bir katkı sağlamış olduğunu sanmıyorum, ancak bu film konusuyla beni çok etkiledi. Aslında her türden korkunun bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde toplumların büyük çoğunluğunca beslendiğinde, biz insanları insan yapan temel özgürlüğümüzü nasıl da kendi isteğimizle ve hevesle makinelerin ya da başkalarının eline teslim ettiğimizi gösteriyor.

Filmin konusu şöyle: hayat o kadar tehlikeli ki, kimse artık sokağa çıkmaya cesaret edemiyor. Onun yerine robot suretler var. Mağazalar, herkesin bütçesine göre değişen özellikler ve görünümlerle donanmış geniş bir seçenek yelpazesi sunuyorlar. Birebir aynı suret yatırmak mümkün olduğu gibi, istediğiniz görünümde bir sureti de satın alabiliyorsunuz. Örneğin, şişko, kıllı ve kısa boylu bir adam parasını bastırdığı takdirde Marilyn Monroe’ya benzeyen bir suret satın alabiliyor. Ve bu suretin ardındaki gerçek kimliğini de kimse bilemiyor. Hani hayatta babana bile güvenmeyeceksin lafı vardır ya, işte kelimesi kelimesine o durum. Neyse, bu suretler alındıktan sonra sahibi kişi, evinin bir odasına kapanıp divana yatıyor. Bir kumanda makinesine havuz gözlüğü tipinde bir tür gözlükle bağlanıyor. Beyin dalgaları ile sureti yönlendirebiliyor. Bundan böyle sokağa çıkan suret, işe giden suret, gece eğlencelerine katılan suret. Her türlü haltı yiyebiliyor. Drog bile kullanıyor. İşin güzel tarafı suretin her türlü yaşadığı deneyim ve duyguları yine ters beyin dalgaları aracılığıyla divanda yatan sahibi tarafından bire bir hissediliyor. Ne kadar güzel bir buluş değil mi? Hatta karı kocalar bile gerçekte fiziksel olarak aynı yatağı paylaşmıyorlar. Herkes kendi odasında, evlilik yatağını paylaşanlar ise suretler. Adam da kadın da aradan 50 sene geçmiş olmasına rağmen ilk evlendikleri günkü görünümdeler. Yaşlı adam ilkokul yıllarındaki görünümüne sahip olabilir. Her türlü istek ve arzu yerine getirilir. Tabii ki ücret karşılığı. Şimdi gelelim işin en güzel yanına. Suret araba kazası geçirdi, uçak düştü, bomba patladı, kendisi köprüden atladı, yandı, boğuldu, vs… evde divanda yatan sahibine hiç bir şey olmuyor. Sadece sigorta yeni bir suret getiriyor. Ve hayat kaldığı yerden devam ediyor. Ne süper bir dünya değil mi?
Tüm aksilikler, bir gün suretler ölünce arkasındaki gerçek kişilerin de ölmesiyle başlıyor. İki ardı ardına gelen bu türden olay sonucunda polis memuru Bruce Willis soruşturmaya atanıyor. Benim anlattıklarım filmin ilk 5 dakikasıydı. Gerisini merak ettinizse seyredin derim. Gerçekten değer.
Görsel kaynak: Wikipedia’nın katkılarıyla