>Dünden çok umutluydum. Laptop’uma uzaktan da olsa yeşil bir ışığın görünmesi içimi ısıtmıştı. Sanki soğuk muydu? Yoo, ama öyle lafın gelişi işte. Dün hiç üşümedim. Hatta gecenin geç saatlerine kadar hala el değmez biçimde kızgındım. Kime olacak kendime.

Gün için yüklü bir program yapmıştım. Bir kere sabahtan evde çok oyalandım. Ve yine Bienal gezisini başka bir güne bırakmak zorunda kaldım. Gerçi çok üzülmedim. Nasıl olsa daha vakit var. Bir heves laptop’un parçalarını topladım. Koyuldum yola. Servisin adresini buldum. Her şeyi ne kadar da gözümde büyütmüşüm. Daha dükkanı görür görmez moralim bozuldu. Neredeyse derme çatma küçücük bir şey. İçerisinde 3-5 kişi hem demleniyor, yanlış anlaşılmasın çay, hem de önlerinde birer bilgisayar sohbet, chat, oyun, vs… Hadi dedim içimden sen görünüşe aldanma. Belki büyük işler başarıyorlardır. İnternet sitelerini görseniz. Sanki uluslararası devlerden birisiyle karşı karşıyasınız. Hani şu prestijli ekonomi dergilerinin ilk 500 sıralamalarına girenlerden.
Daldım içeri. Kendimi tanıttım. Hatırladılar. Etrafta benim makinenin markasına ait hiç bir logo yok. Dahası hiç bir makinenin hiç bir markasına ait hiç bir logo yok. Halbuki siteleri tanıdık logo dolu. Durumu kendilerine kibarca hatırlatayım dedim. Savunmaları acı oldu. O logoları istedikleri gibi kullanma hakları varmış. Çünkü her marka bilgisayarı tamir edebilme becerisine sahiplermiş. Siteyi istediğim kadar karıştırabilirmişim, hiç bir yerde yetkili servistir diye yazmıyormuş. Yani her şey yasalmış. Bugüne bugün şunu anladım. Evrende bir nokta bile olsan dev gibi bir internet sitesi sahibi olabilirsin. Her şey sanal. Aklıma nedense Suretler filmi geldi. İşte bunlar da firma suretleri. Altından ne çıkacağı belli olmaz. Bugünden tezi yok ben de blog’uma en prestijlilerinden bir sürü yabancı firma logosu ve 90-60-90 model fotograflarını da profilime koyacağım. Okuyucu çekmenin yolu buymuş demekki.
Bu açıklamaları işitince el mahkum sustum, oturdum. Tamirci laptop’u aldı eline. İçini açmasıyla birlikte başladı söylenmeye. Bir evvelkiler şu parçayı çalmışlar, şu vidaları eksik bırakmışlar, böyle iş mi yapılırmış. Nasıl tepem attı anlatamam. Sen önce işini yap, eğer doğru düzgün bir şey çıkarırsan bırak ben takdir edeyim, aranızdaki karşılaştırmayı ben yapayım. Ama şimdilerdeki trend böyle olsa gerek. Bir evvelkini kötüleyeceksin ki, senin iyi olduğun ortaya çıksın. Ona iyi olmak da denmez ya. İyiler susarlar. Yaptıkları konuşur. Bana kalırsa bu, her türlü çabalamayla iyi yanılsaması elde etmeye geliyor.
Daha fazla anlatmak istemiyorum. Çünkü anlattıkça yine kızıyorum. Zaten geçen gün telefonda konuştuğum kendisi değilmiş gibi kapıyı 1000 ytl’den açtı. Ben de hadi bana eyvallah dedim. O arada laptop’un içinde dvd varmış, ilk başta onu çıkarıp elime tutuşturduydu. Bir zahmet dedim, şunu da tekrar içine koyabilir misin? Elimde kalmasın. Koyacak yerim yok. Makineyi kapatmış olduğu için bayağı bir bozuldu. Yanda duran şeffaf kutuların içinden eline bir ataş aldı. İki boğumunu açarak düzeltti. Bekliyorum ne yapacak diye. Makineyi, dvd-player’ın olduğu ince yan taraf yukarı gelecek şekilde diklemesine koydu. Ataşla kanırtarak dvd-player’ı açacak. Hoop, hop dedim. Hani nerede kaldı senin profesyonelliğin. Lütfen şunu olması gerektiği gibi doğru bir şekilde aç ve dvd’i içine yerleştir. Dediklerimi yaptı. Yüzü kızarmadı bile. Ben de aldım laptop’umu çıktım. Akşama kadar da yanımda gezdirmek zorunda kaldım. Kollarım koptu.
Ama hırs yaptım. Laptop’uma kimin ne yaptığını bulacağım. Uzak olsa da , çok yavaş işlem görseler de, markanın maslaktaki gerçek genel merkezine götüreceğim. Bir teşhis de orada yapsınlar.
Kıssadan hisse, bu makineden ve tamircilerden ve servislerden hiç bir şey beklemiyorum. Olursa sürpriz olur. Beklentiler ne kadar büyük olursa, hayal kırıklığı da o kadar dibe çöktürüyor. Dün akşam şu fotograftaki adam gibi yerlerdeydim.
Reklamlar