>Yaşıyorum. Hayattayım. Blog dünyasından silinmek üzereyim. Tıpkı şu yandaki fotograf gibi. Bütün yaz boş oturdum durdum. Sonbahar geldi. Aklım başıma geçti. Planlar, projeler, çeviriler, yazılar, atölyeler, ziyaretler. Başımı kaşıyacak vaktim yok. Baktım iş olacak gibi değil. Bir zamanlar yaptığım gibi rastgele fotograf seçip, uysada oldu uymasa da oldu bir yazı yazayım dedim. Hayır, sonra inbox’ıma mesaj yağıyor neredesin öldün mü kaldın mı diye. Kendimi sorumlu hissetmeye başladım.

Öyle enteresan bir duygu ki bu anlatamam. Çözmeye çalıştım ama pek de fikir yürütemedim. Durum açıkçası şöyle. Bu blog hemen hemen kimse tarafından okunmazken, her gün yazıyordum. Gizli gizli de şöyle bir emelim vardı. Okuyucu kitlesini arttırmak. Gerçi tamamiyle kendi çıkarlarım ve içsel tedavim için yazdığımı söylüyordum. Yalan da değil, hala o yüzden bu işi yapıyorum. Ancak o zamanlar okuyucu kitlesini arttırmak istediğimi kendime bile İTİRAF EDEMİYORDUM. NEDENSE??

Şimdiyse iyi kötü üç beş kişi birikti okuyan. Eski arkadaşlarımdan da çok kişi var. Yorum bırakmasalar bile telefonla arayıp söyleyenler oluyor, posta kutuma mesaj yollayanlar oluyor. Ya da bir şekilde karşılaştığımızda yüzüme karşı belirtiyorlar. Bunların hepsine çok seviniyorum. Hatta en büyük eksikliği, bu gerçek ortam arkadaşlarımın da birer bloglarının olmamasından dolayı hissediyorum. Ben de onlarınkini okuyabilmeyi çok isterdim. Onun yerine yeni blog arkadaşlarım birer birer artıyor. Kimisiyle fırsat olduğunda gerçek dünya da bile görüşüyoruz. Bakınız “İlle de roman” grubu.

Normal bir davranış olarak benim tüm bunlardan motive olmam ve her gün bir kere yazıyorsam bunu ikiye üçe çıkarmam beklenmez mi? Ya da en azından yine aynı tempoda gitmek. Ama yok. Ben ne yapıyorum? Günlük yazıları türlü türlü bahaneler uydurup sallıyorum. Lap top yok, çok işim var, elim ağrıyor, kolum ağrıyor falan filan.

Nedir bu durum? Şımarıklık mı? Kendi kendini sabote etmek mi? Talep artınca arzı çekip karaborsaya düşürmek mi? Hayır, ortada rakip de çok. Açıkcası ben kendi durumuma pek bir mana veremedim. Biri bunu bana açıklayabilir mi? En iyi açıklamada bulunana bir kitap armağan edeceğim. HEHEHE.

“En iyi” = Tarafımdan en beğenilen.

Not: Benim de artık mini ekran bir lap top’um var. İstediğim marka olmadı ama başka bir şey oldu. Çok mutluyum. Her yere yanımda götürüyorum. Dikkat film aralarında tuvalet kuyruğu beklerken bile yazabilirim.

Reklamlar