>Hava bugün yağmurlu. Bir anda kış geldi. Dolayısıyla bahar fotograflarını çıkarmakta yarar var. Şöyle bir içim gönlüm açılsın. Dün akşam eve çok geç geldim. Bu hafta malesef yoğun bir tempo var. Her gün dışarılardayım. Bari sabah erkenden yazıp, yola o şekilde çıkayım dedim. Hani artık kendime ait bir laptopum da var ya. Havalara uçuyorum. Çocukluk günlerimdeki gibiyim.

Arife akşamı yeni bayramlıklar katlanır, başucuna konur. En üstüne de gıcır gıcır kırmızı rugan ayakkabılar yerleştirilir. Bir an evvel sabah olsun ve giyineyim süsleneyim heyecanı var . Akabinde bayramın birinci günü boy aynalarının önünden ayrılamam. Misafirliğe giderken sokakta dükkanların vitrinlerini ayna gibi alarak yan gözle kendimi süzmeden geçip gidemem. Gidilen yerde ilk iş boy aynası olup olmadığına bakar ve önünden sık geçmek için
bahaneler uydururum. Vesaire. Bayram bitmeye yüz tuttuğunda ise üç ya da dört gün boyunca kirlenmelerine ve evden gelen çeşitli itirazlara rağmen üstümden çıkarmadığım giysiler ayakkabılar eski yüzlü olur. Bayram ertesi heves geçer ve bir sonraki bayramın giysileri ve ayakkabılarının düşünü kurmaya başlarım.

Bu sabah da kalktım. Dün akşamdan hevesle bilgisayarı açtım. Bir türlü internete bağlanamıyorum. Halbuki dün gece yatarken bir sorun yoktu. Herşeyi denedim bir türlü olmuyor. Sonra şunu farkettim. Bizim şifre 12 haneli. Fakat bilgisayar bir şekilde onu otomatik olarak 10 haneliye indiriyor. Böylelikle şifreler tutarsız olup eşleşmediğinden internete bağlanamıyor. Allah allah diyorum dün akşam böyle değildi. Bu sabah buna ne oldu? Gece beyin travması geçirmiş olabileceğini düşündüm. Ama koyduğum yerde buldum. O zaman belki de sabah sabah uyku sersemi aklı bulandı. Acaba mı? Olabilir mi? Düşünüyorum. 50 kez denedikten sonra, kız kardeşimden de deneyimliyim ya, bari şu Airties’ı arayayım dedim.

Bir kere çok kibarlar. Sonra daha ben olayı anlatırken şıp dedi anladı, Serkan. Serkan benimle ilgilenen telefon temsilcisi. Aynen leb demeden leblebi anlayanlar gibi zeki. Böyle kişilere rastlayınca çok mutlu oluyorum. Bazen de şu tarz oluyor. Kendini aynı derecede zeki zannedip, ben daha leb demeden o mısır diyor. Hayır diyorum leb, leb. O bana lebiderya diyor. Haydaaaa. Fıstık. Karamel, diyor. Ve ben bir türlü leblebi istediğimi anlatamıyorum. Kabus gibi. Bu aralar pek başıma gelmiyor. Ama eskiden çok sık olurdu. Karşılıklı sinir harbi yaparak iş halletmeye çalışırdık. Şimdi değişen nedir, bilmiyorum ama böylesinden mutluyum.

Hemen geçtik operasyona. Ben sabit bilgisayarın başındayım. O uzaklarda bir yerlerde. Sadece sesini duyuyorum. O söylüyor ben yapıyorum. Meğerse bizim modemin modeli eski olduğundan eski teknolojiyi tanımlamak gerekiyormuş. Yeni teknoloji olursa eğer, zaman zaman böyle kopukluk yaparmış. Oh ne güzel 2 saniye içinde teşhis tamam. Ve en önemlisi tedavisi var, biliniyor.

“Hanımefendi, şimdi de son olarak şifre1 yazan yere kendi şifrenizi girin.”

Başlıyorum yazmaya. Aniden aklıma geliyor.

“Aaa. Bizim şifre 12 haneli, ne olacak? Olmaz değil mi?”

“Hanımefendi, daha önce iki kere söyledim. Ne 9, ne 11 olacak, sadece 10 haneli bir şifre gireceksiniz dedim.”

Adam haklı. Gerçekten iki kere belirtti. Ama hani ben bir daha teyit edeyim demiştim falan derken bir gülme tuttu beni sabah sabah. Ben gülünce o da güldü. Neyse, neşe içinde bağlantıyı hallettim. Karşılıklı iyi günler dileğiyle ayrıldık. Ve işte ben yazıyorum.

Bu arada kimse tüm bu şifreleri akılda tutabileceğimi sanmıyor değil mi? Üstelik sürekli yeni sitelere üye oluyorum. Eskiden hep aynı şifreyi kullanırdım. Şimdilerde her site kendine özgü şifre tanımlama yöntemleri çıkarıyor. Yok 3 harf, 2 işaret, 1 el kol hareketi. Utanmasalar onu da isteyecekler. Çözüm olarak sene başında minicik bir ajanda aldım. Her sayfasına üye olduğum yeni hizmetlerin şifrelerini ve kullanıcı adlarını yazıyorum. Şimdiden Mart ayının 10.cu gününe gelmişim. Bir tarafta günlükler birikirken, bir tarafta da bu şifre ajandaları birikecek bundan böyle. El izi, parmak izi ya da nasıl olsa artık her bilgisayar kameralı, göz bebeği içi falan gibi tanıma teknolojileri geliştirilse de, hem fişli kayıtlı olsak neme lazım, hem de defter tutmaktan vazgeçsek. Defter tutmak deyince aklıma geldi. Şifre muhasebecisi geleceğin mesleği olabilir mi? Çok saçmaladım. Bugünlük yeter.

Reklamlar